23.3.10

Istanbul üstü La Plagne


_

_

_

Yaklasik bir ay önce düstüm yine yollara. "Ha, daha yeni gelmistin Omo Vadisi'nden, ayaginin tozuyla nerelere gittin yine? Hatta gezdin, gördün de halen yazmadin bile hatiralarini." diyorsunuz hakli olarak. Eh, benim hayatim da böyle iste kah yollarda, kah gurbette hobilerimle ugras verirken, kah ailem, arkadaslarimla hasret giderirken hizla akip gidiyor. Hayir hiç de sikayetçi degilim bu durumdan. Tek sikayetim 24 saatin bana yetmemesi. Var mi günü uzatmanin bir yolu? Evet biliyorum daha planli programli olmak, belki daha az uyumak vs, vs. Neyse ben konuma döneyim. Bir ay önce Istanbul'a 18 günlügüne nail oldum. Aile, es, dost, gezme, alis veris derken bir baktim ki 18 gün -puf- uçup gitmis ve ben Paris'e dogru yol aliyorum. Yves ile bulusmamiz ve bir gece Paris'de konaklamamiz akabindeki sabah Yves'in ağabeyi ve esini de gruba dahil ederek Fransa'nin güney dogusuna, Alp Daglari'na dogru geleneksel kayak tatilimizi gerçeklestirmek adina yola koyulduk. Birkaç yildir Les Arcs kayak merkezine gidiyorduk. Bu yil degisiklik yapip, methini de bir kayak tatilimiz boyunca hayli duydugumuz Les Arcs'in komsu kayak köyü La Plagne'a gitmeye karar verdik bu sefer. Bir tatil boyunca el üstünde tutulmus, zavalli Saint François Longchamps'imiz ile sürekli karsilastirilmis La Plagne'i hayli merak eder olmustuk. Hakki'ya hakkini verelim. La Plagne güzel bir kayak köyü. Hatta kayagi, ya da snowboard'u söyle böyle ancak kiviranlar için bol bol mavi pistler mevcut, ancak kirmizi ve hatta siyah pistlerin sayisi mavi pistlere göre hayli sinirli. Eh hele bir de snowboard yapip da teleski kullanma becerisine vakif degilseniz La Plagne iste tam size göredir o zaman. La Plagne adeta telecabin, telesiege cenneti teleski özürlüler için.(kih,kih) Kisaca demek istedigim sudur ki; La Plagne lay lay lom kayak yapanlar için, iki kayalim, ardindan iki de tek atalim güzelleselim diyenler için, hatta artik kaymayalim çok kaydik ögleden sonrayi da havuzda geçirelim diyenler için adeta cennetmis :-). Neyse saka bir yana sezonun en günesli ve ayni zamanda da harika kar kaliteli haftasi bize denk gelmis, megerse. Her zamanki gibi sabahin 9:30'unda piknik havalemiz sirt çantalarimizda yola koyulup aksamin 17:30'una kadar dep dep debe debep dep dep diyerek pistleri deptik. Evet, sadece 1 saatçik pinik molasi verdik. Ha, arada sicak kirmizi saraba da hayir diyemedigimiz çok oldu. Az önce de bahsettigim gibi mavi pistlerin bollugu ve kirmizi ve siyah pistlerin azligi biraz bizi zorladi diyebilirim. Aslinda benim siyah pistlerle isim olmaz, ben kirmizi pistciyimdir. Eh, biz de bütün kirmizi pistleri sirasiyla dolastik. Ah, ah, bizim muzipler yüzünden pist disinda kayak yapmak zorunda kalmalar, hatta bir seferinde Yves'in haydi bir kere daha kayalim teklifine kanip, pesine takilip telecabin, telesiege, etc hepsinin kapanmasi sonucunda kaldigimiz köye ellerimizde kayaklar, snowboardlar otobüsle -otobüsün içinde kikir kikir- dönmemiz. Kayagin yorgunluk acisini ardindan havuzda çikartmamiz. Bunlarin hepsi güzel anilar olarak (+) hanemize yazilanlar. 6 gün boyunca GPS ile yaptigimiz ölçümlerden kisi basi yaklasik Istanbul'dan Ankara'ya gitmisiz meger kayaklarimizla :). Hiç fena degil, degil mi? Seneye niyet yine Alplerde baska bir köyü incelemeye almak, bakalim kismet hangisine...

_
_

_
_
_
_

8.3.10

Bizim oralardan bir fıkra

Bir süredir yine seferiyim, dolayısıyla uzun zamandır yazamadım.

Bizim oralardan bir fıkrayı bari sizlerle paylaşayım.

Yeni yazıma kadar hoşça kalın...

"Adamın biri Afrika'da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek, bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu farketmiş. Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyormuş. Şimdi başım dertte diye düşünmüş minik köpek.

Etrafina bakmış, yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yöne dönerek kemikleri yemeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş:

'Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mıdır ki?' diye sormuş.
Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış. 'Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım' diye düşünmüş leopar. Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak leopardan kurtulacağını düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna 'Atla sırtıma gidip şunu yakalayalım' demiş.

Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte yaklaştığını fark etmiş.

'Şimdi ne yapacağım' diye düşünürken kaçmaya teşebbüs etmemiş. Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri yemeğe devam etmiş.

Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş;

Bu aptal maymunda nerede kaldı ? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim hala haber yok."


Kıssadan Hisse:

Diplomasi, böyle bir şey işte...

Yapabiliyorsan; hizli düşün, sakin ol, güçlü görün, düşmanını kendi silahi ile yen...

17.2.10

Rüya miydi yoksa gerçek mi???



Artik ulusal parklara gidip safari yapmanin bizi kesmedigine karar verip, Afrika sinirlari içinde medeniyet dedigin tek disi kalmis canavarin henüz ugramadigi yerleri kesfetmeye karar verdik.

Veeeeee, Etiyopya'nin güneyi, Omo Vadisi'ne dogru çevirdik rotamizi. Bir hafta boyunca kabilelerle içiçe unutulmaz anilarla dolu bir tatil geçirdik. Döndügümde "Gördüklerim bir rüya miydi? Yoksa etkisi altindan kaldigim bir belgeselin pasajlarini mi hatirliyorum?" diye soruyordum kendime. 2000 küsür foto çekmemis olsam, bu yüzyilda halen bu sartlarda, geleneklerine simsiki bagli kabilelerin varligini dimagim kabul etmeyecekti. Gezi anilarimi yazmak için uygun zamani ve o uygun zamanda ilhamin gelmesini bekliyorum. Ikisini denk getirir getirmez yazacagim, söz.
Omo Vadisi'ne dogru yola çikmadan önce internette detayli arastirma yapmistim. Bu arada birkaç hos portre gözüme takilmis ve bir tanesini tuvalime aktarmaya baslamistim bile. Tamamlamak bugüne kismetmis.
Omo Vadisi'nden birkaç foto;

_

_

_

_

28.1.10

Kenya'nin en büyük gecekondu mahallesi, Kibera...

ya

Dün lokal bir rehber esliginde biri Belçikali, biri Cezayirli, biri Fransiz, digeri bendeniz Türk 4 hanim (bizim Karadeniz fikralari gibi basladim yazima) yaklasik 1.8 milyon nüfusuyla Kenya'nin en büyük, Afrika'nin da Güney Afrika'daki Soweto gecekondu mahallesinden sonra ikinci büyük gecekondu mahallesi Kibera'daydik. Aslinda 2.5 kilometrekareye yayilmis, yaklasik 1,8 milyon nüfusu barindiran bu bölgeye gecekondu mahallesi demek haksizlik olur. Kibera Nairobi merkezinin 5 km güney batisinda adeta bir gecekondu sehri. Nairobi'nin %1'lik alanini kaplayan Kibera ters orantili olarak Nairobi nüfusunun 1/4'ini barindiriyor.

Nairobi'ye geldigimden beri gezme hayalleri kurdugum, ama çekindigim, belki de vakit bulamadigim, dolayisiyla da bir türlü gerçeklestiremedigim Kibera gezisi nihayet Nairobi Accueil'ün tertipledigi organizasyonla gerçege dönüstü. Nairobi'nin diger yüzü Kibera'yi görmeden, Nairobi'de yasadim, ben avucumun içi gibi bilirim diyemezsiniz. Evet, ben artik Nairobi'yi iyi bilirim diyebiliyorum. Yola çikmadan önce grubumuza gönderilen (yaniniza fotograf makinasi almayin, alacaksaniz da küçük bir sey olsun, degerli, degersiz hiçbir taki takmayin, ulu orta fotograf çekmeyin, izin isteyin fotograf çekmeden önce, yaniniza fazla para almayin, büyük çanta tasimayin, hatta münkünse çantasiz gelin, eski püskü kiyafetler giyin gibi) uyari mesajlariyla biraz ürktük açikçasi. Ancak bir kez karar vermistik, "bu yoldan dönenin kaşığı kırılsın!" dedik ve uyarilari dikkate alarak giyinip, kusanip yola koyulduk. Bulusma noktasinda bizi rehberimiz Cartoon karsiladi. Yanlis anlamayin her ne kadar adi ve görüntüsüyle çizgi filmden firlama komik bir tip de olsa Cartoon bir çizgi film karakteri degil, sizin benim gibi kanli, canli, gerçek bir Kenyali. Neyse, Cartoon'un pesine pesi sira takilip bulusma noktamizin hemen yanindan Kibera'ya kalkan bir matatuda (Kenyali minibüs) aldik solugu. Benim için matatuya binmek de bir ilkti. Bu vesileyle matatuya nasil binilir, hatta nasil inilir hepsini ögrendim. Herseyin bir adabi var ama degil mi? Efendim matatudan inmek istediginizde öyle bizdeki gibi "Hoooop sagda inecek var!" ya da "Soför bey müsahit bir yerde inebilir miyim?" denmiyor. Inmek istediginizde matatunun tavanini yumruklamaniz yeterli oluyor, bu kadar basit iste.

Matatudan Kibera'nin kalbinin attigi alis veris bölgesinde indik. Sagli sollu çinko plakalarla insa edilmis dükkanlar, dükkanlarin hemen yaninda büyük bir kilise. Sebzeci, meyvecinin hemen yaninda sokaga dikis makinasini kurmus bir terzi kendini son aldigi siparise vermis, onun yaninda cep telefonu kontürü satan bir dükkan, bakkal, çakkal ne ararsaniz orada toplasmis. Mahallenin içine girmeden önce isabetli bir kararla bir bakkalin önünde durup herkese bir sise su aliyoruz. Hava çok sicak. Cartoon bu dükkanlarin bulundugu bölgenin, hatta kilisenin 2008 yili seçim sonrasi Kikuyu ve Luo kabileleri (en büyük 1. ve 2. kabileler) arasinda yasanan etnik çatisma sirasinda yandigini, yikildigini, yerle bir oldugunu anlatti. Su an hersey yerli yerinde, o halini tahayyül etmesi biraz zor. Bu etnik kargasa Kikuyu baskaninin cumhurbaskani, Luo baskaninin da basbakan olmasiyla son buluyor. Catismalardan önce Kibera'da ticareti ellerinde bulunduran Kikuyu kabilesi çatismalarla birlikte Kibera'yi terk etmis. Ortalik durulduktan sonra da yavas yavas Kibera'ya geri dönmeye baslamislar. Simdi hersey süt liman, kardesçe geçinip gidiyorlar.


_
_


Neyse biz gezimize Kibera'nin bati yakasiyla basliyoruz ve içerilere dogru nüfuz ediyoruz. Dar toprak yollardan ilerliyoruz. Sansliyiz yagisli sezona denk gelmedigi için bu gezinin. Kuvvetle muhtemel tuvaletlerden sizan pis sularin üstünden atliya siçriya yürüyoruz. Camurla sivali, dami çinkodan evler birbirine bitisik olarak kurulmus. Bu sicakta o çinko çatili evlerde sicaktan telef olmak içten bile degil. Kendi içinde 13 köye ayrilan Kibera'nin hepsini bir günde gezmenin imkani yok. Ilk duragimiz, gençlerin dans, akrobasi ve tiyatral gösterilerini izlemek üzere Kibera Hamlet. "Kibera Hamlet" gecekondu gençliginin potansiyellerini ortaya çikararak onlari zihinsel, sosyal ve fiziksel anlamda gelistiren bir egitim programi uyguluyor. Cocuklarin gösterilerini yari hüzünlü, yari sevinçle izliyoruz. Yeterki istensin, yokluk içinde bile istenirse nelerin yapilabileceginin kaniti karsimizda. Ellerimiz aciyana kadar alkisliyoruz. Cocuklar mutlu, onlarin o gülen gözlerininin üzerimizde biraktigi buruk ama mutlu duygularla Kibera Hamlet'in derme çatma, çinko çatili, yer yer kirilmis beton zeminli barakasindan ayriliyoruz. Istikamet "Kibera Hamlet" adina satis yapilan minik dükkan. Yardim amaçli herkes ufak tefek bir seyler satin aliyor.


Kibera'yi iyice taniyabilmek için bir ev ziyaretinde bulunuyoruz. Elimiz bos gitmeyelim düsüncesiyle yoldan un, pirinç, vs alip gidiyoruz. Sadece yaklasik 9/10 m2'lik bir odadan olusan evin sahibi hanim 25 yaslarinda, iki çocuk sahibi. Evde mutfak yok, tuvalet yok, sadece bir oda, 4 nüfus burada bariniyor. Kösede 2 kisilik bir yatak, yatagin üstünde geceleri asagi indirilen bir perde var. Cocuklar televizyonun karsisina konulmus koltukta uyuyorlar. Büyük kizi okulda, 5 aylik minik oglu ise annesi ev islerini rahat yapabilsin diye anneanneye birakilmis. Evin 1 aylik kirasi 600 Kes, yani yaklasik 12 TL. Aaa ne kadar ucuz demeyin! Olmayinca 600 Kes bile fazla geliyor insanlara. Karsilikli birbirlerimizin hayatlarini tanimak adina sorular soruyoruz. Dünyalar apayri. Kendi hayatlarimizi kelimeleri ustaca seçerek, onu üzmeyecek sekilde anlatmaya çabaliyoruz. Hüzünleniyoruz. Kibera'nin kurulu oldugu arazinin sahibi hükümet. Bazi akillilar hükümetten kiraladiklari yerleri Kibera halkina biraz daha yüksek fiyatla kiraya veriyorlar. Mafya her yerde mafya iste. 2009 yilinda hükümet Kibera'da yeni betonarme binalar yapmaya baslamis. Ancak Kibera'lilar bu evlere tasinmak istemiyorlar. Nedeni yeni evin hayatlarini daha da zorlastiracagi düsüncesi. Su olmadigindan 4 Kes'e aldiklari 20ltlik bidonlari bu sefer üst kattaki dairelere tasimak zorunda kalacaklarini, bunun da hayatlarina ekstra bir külfet getirecegi düsüncesindeler. Halbuki su an düz ayak evlerde yasadiklarindan en azindan daha az zorlaniyorlar evi çekip çevirmekte. Eskiden güvenlik çok büyük problemmis Kibela halki için bile. Hirsizlik had safhadaymis. Ancak yakalayabildiklari hirsizlari acimasiz Kibera kanunlarina göre cezalandirmaya basladiklarindan beri hirsizligin neredeyse kökünü kurutmuslar. Güler yüzlü ev sahibine tesekkür edip yolumuza devam ediyoruz.

_

Bir sonraki duragimiz hayvan kemiklerinden taki üretim atölyesi. Atölyeye dogru yol alirken Mombasa-Uganda arasinda isleyen tren yolunun hemen yanindan geçiyoruz. Tam o esnada eski mi eski bir yük treni tozu, dumana katarak geçiyor yanimizdan. Ne saç, ne bas, ne üst hiç birsey sabah ki gibi degil artik. Nairobi Accueil'ün uyari yazisinda neden eski püskü giyinin denildigini simdi anliyorum. Olsun umurumda bile degil, ilginç bir yer, ilginç bir deneyim, varsin saç bas dagilsin, üstümüz basimiz toz içinde kalsin. Hemen sagima soluma bakip yelegimin altina gizledigim fotograf makinami çikartip deklansöre pesi sira basiyorum tren gözden kaybolana kadar.

Yol kenarlarina umumi tuvaletler insa edilmis. Evlerin tuvaletleri bu umumi tuvaletlerden ayri. Yaklasik 10 ev ayni tuvaleti kullaniyor. Zor bir durum. Yol kenarlari her türlü çer, çöple dolu. Rehberimize neden çöpleri sokaklara attiklarini soruyorum. Belediye'nin onlarin çöp sorunuyla ilgilenmedigini, eski aliskanlik, atalarindan böyle gördüklerini ve bu gelenegi sürdürdüklerini söylüyor. Özellikle yagisli sezonda kolera vs bulasici hastaliklarda artis oluyormus. Olmaz mi, hem de alasi olur bu kosullarda. Kenya'nin toplam 2.2 milyon AIDS'li nüfusunun 1/5 kadari da Kibera'da yasiyormus.

Tren geçip gidiyor, biz de tren yolunun yanindan ilerleyip hayvan kemiklerinden taki üretim atölyesine ulasiyoruz. Calisanlarin üstü basi, saçlari, kaslari bembeyaz. Biz de içeri girip çikmamizla bembeyaz oluyoruz. Hayvan kemikleri özel hizarlarla kesilip, içlerindeki ilikleri çikartilip zimparalanip, taki yapilmak üzere boncuk haline dönüstürülmeye hazir hale getiriliyor. Boncuklar daha sonra kazanlarda özel kimyasallarla kaynatilip renkleri beyazlatiliyor. Ardindan bazilari boya kazaninda boyaniyor. En son asama takilarin hazirlanip tezgahlarda müsterilerle bulusmak üzere yerlerini almasi. Burada da iyi bir pazarlikla ufak tefek alis veris yapip yine yolumuza devam ediyoruz.

_
_
_
_

Istikamet ressamlarin atölyesi. Iki katli bir bina. Ilgi alanima girdigi için resimleri inceleyip sanatçilarla linol baski teknikleri üzerine derin bir sohbete tam dalmisken atölyeden cebren ve hileyle kopartiliyorum.

Son durak müzik stüdyosu. Lokal sanatçilarin bir araya gelerek kaydettikleri parçalari dileyip, klipleri seyrediyoruz.
Gezimize son noktayi Kibera halkinin 2008 seçimleri sonrasindaki halini, insanlarin neler çektigini, pisi pisine hayatlarini nasil kaybettiklerini gözler önüne seren kisa metrajli filmle koyuyoruz. Hani yazimin basinda "Kibera'nin o yerle bir olmus halini tahayyül etmek zor." demistim ya. Hakliymisim. Filmi izledikten sonra bu vahseti görmeden akilda canlandirmanin gerçekten zor olduguna karar veriyorum. Bogazimiza oturmus koskoca bir yumrukla, yutkunmakta zorlanir bir halde, Kibera'yi tanimaktan mutlu ama bir o kadar da hüzünlü evlerimizin yolunu tutuyoruz.

22.1.10

Cüret

Özlem Pansiyon geçenlerde "Cüret" konusuna blogunda aynen söyle deginmisti;
"Her ne yapabiliyor ya da yapabileceğini hayal ediyorsan, yapmaya başla. Cürette deha, güç ve sihir vardır."- Goethe.


***

2010 için ben de kendime iki baba hedef koydum, hem de cüretlisinden. Neler mi onlar diye sormayin sakin simdi! Zamani geldiginde 1.cüret ve 2.cüret adi altinda yazilarimda duyurumu yaparim, siz de ögrenirsiniz böylece cüretlerimi.
Cüretlerimin yolu açik ola!
Ya siz, sizin 2010 cüretleriniz neler???

19.1.10

Buzullarin erimesinin dünya üzerindeki sonuçlari neler olacak?

Buzulların erimesiyle dünyanın dengesinin alt üst olacağı bir gerçek.. Deniz suları yükselecek, tüm dünyada denize kıyısı olan kentler bu durumdan fena etkilenecek.. Belkide sonsuza dek suyun altında kalacaklar.. Bilimadamlarının merakla takip ettiği en önemli konu ise; dünyadaki bazı ülkerin tüm topraklarının deniz seviyesinde olması, denizlerin yükselmesi dahilinde bu ülkerin tamamen yok olacağı..

Amerikalı bilimadamları, Grönland ve Antarktika’daki (Güney Kutbu) buzulların peşi sıra parçalanmasından endişe ettiklerini ve bunun okyanuslardaki su seviyesinin bugün öngörülenden daha çabuk yükselmesine neden olabileceğini açıkladılar.

Science dergisindeki habere göre, ABD’nin Oregon Üniversitesi’nden buzulbilimci Peter Clark’ın da aralarında bulunduğu bilimadamları, Grönland ve Antarktika kıyılarındaki buzul tabakalarının son yıllarda inceldiğinin gözlemlendiğini belirtti.

Bu bölgelerdeki buzulların incelmesinin büyük buz kütlelerini etkileyebileceğini ve birçok buzulun zincirleme reaksiyonla eriyebileceğini belirten Clark’a göre, büyük buz tabakalarındaki incelme, okyanusların su seviyesinin bugün öngörülenden çok daha fazla ve çabuk yükselmesine neden olabilir.

Bilimadamları, gelecek 200 yılda küresel ısınma nedeniyle özellikle Grönland’daki buzulların erimesinin, okyanusların su seviyesinin yükselmesine yol açacağını, aynı senaryoya göre Antartika’daki buzulların enişlemesinin dengeleyici unsur olacağını düşünüyor. Bu durumda okyanuslarda su seviyesinin gelecek 200 yılda yaklaşık 50 cm yükseleceği tahmin ediliyor. Buzulbilimci Peter Clark, işaretlerin gösterdiği gibi hem Grönland’da hem Antarktika’daki buzulların erimesinin, okyanusların su seviyesinin gelecek 200 yılda 1 metre yükselmesine yol açabileceğini, 1000 yıl içinde Grönland’daki buzulların tamamen eriyebileceğini ve okyanusların su seviyesinin 6 metre yükselebileceğini belirtiyor..

Bu bilgilendirici yaziyi http://www.kureselfelaket.com/ sitesinden aldim. Siz de üye olup detayli bilgilenebilirsiniz.
Ha, bizler neler mi yapmaliyiz? Bu sitede tek tek siralamislar.
Söyle ki;
* Enerji dostu ampuller kullanılmalı.
* Televizyonlar bekleme konumunda bırakılmamalı.
* Doğru ışıklandırma kullanılmalı.Klima yerine vantilatör kullanılmalı.
* Evler ısı kaybına karşı yalıtılmalı.
* Eşyalar, radyatörleri kapatmayacak şekilde yerleştirilmeli.
* Su kaynaklarının kıtlığı da bir başka önemli sorun. Ancak, alınabilecek önlemler de yok değil.
* Diş fırçalama, bulaşık yıkama, traş esnasında musluk açık bırakılmamalı.Daha az su tüketen yeni teknoloji klozetler kullanılmalı.
* Klozetlere asılan temizleme maddeleri kullanılmamalı.
* Çamaşır suyu tüketimi en aza indirilmeli.
* Akan tesisatlar onarılmalı.Hortumla sulama ve yıkama yapılmamalı.
* Suyu, kireç ve bakterilerden arındıran filtreler kullanılmalı.
* Çevre örgütleri, tüketicileri ulaşım sektörü konusunda da uyarıyor.
* Bu sektör, yenilenemeyen enerji kaynaklarının baş tüketicisi ve sektörde kullanılan gazların emisyonları, hava kirliliğine, iklim değişikliklerine neden oluyor.
* Toplu taşıma araçları tercih edilmeli.Kısa mesafelere arabayla gitmek yerine, yürümeli.
* Kurşunsuz benzin tüketen araçlar tercih edilmeli.
* Aracın taşıma kapasitesi aşılmamalı.
* Uzun duraklamalarda aracın kontağı kapatılmalı.
* Çevre örgütleri, tüketicilere geri dönüşümü bir yaşam tarzı olarak benimsemelerini, alışveriş sırasında aşırı tüketimden kaçmalarını öğütlüyor.
* Tüketicilerin özenli davranması gereken en önemli konuların başındaysa ambalaj tüketimi geliyor. Zira plastik ambalajların doğada kaybolma süresi bin yılı buluyor.
* Tüketiciler, uzun ömürlü ürünlere yönelmeli.
* Geri dönüştürülemeyen ambalajlarda satılan ürünler alınmamalı.
* Başta PVC olmak üzere, plastik ambalajlardan kaçınmalı.
* Şişe ve kavanoz gibi cam ürünler tercih edilmeli.
* Plastik poşet ve yiyecek kapları gibi ürünler yeniden kullanılmalı.
* Alışverişlerde plastik poşet kullanılmamalı.
* Cam malzemeler, organik çöplerle birlikte atılmamalı.
* Gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelen bilgisayarların yarattığı kirlilik de azımsanacak gibi değil.
* Elektrik tüketimi daha düşük modeller alınmalı.
* Yazıcıdan kağıt çıktısı alınması asgariye indirilmeli.
* Bilgisayarlar bekleme konumunda bırakılmamalı.
* Kullanılmayan bilgisayarlar atılmamalı..
Haydi elele üstümüze düsenleri tek tek uygulamaya...

17.1.10

"Fornasetti Güzeli" ya da "Silüet 2"

Geçen sene Fornasetti güzelini tuvalime aktarmistim. Bu tabloya baslarken ilk basta düsüncem Fornasetti güzelimi yanliz birakmamak ve yanina bir de erkegini resmetmekti. Düsündüm, düsündüm ve yine düsündüm, sonunda erkegiyle ugrasmak yerine Fornasetti güzelimi bir de cepheden resmetmeye karar verdim.

Yapar yapmaz da iki tabloyu odamizin duvarina astim :-).



2010'un ilk ürünü "Silüet 2"...