24.9.10

Son baski...

Son woodcut/Agaç baski çalismalarim....


Afrika'da kadin olmak. (20 x 60 cm, gazete kagidi üzerine 4 renk baski)


Afrika'da kadin olmak. (20 x 60 cm, beyaz kagit üzerine 9 renk baski)

Sad / Üzgün (33 x 44 cm, 5 renk baski)

12.9.10

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba!

Üç haftalik Dinard, Fransa üstü 10 günlük Alaçati tatilimizden 1 Eylül günü kürkçü dükkanina döndük. Eh, uzun bir tatil akabinde buralara alismak yine zamanimizi aldi.
Bu arada Galeri Tanzama'da iki baskim ve birkaç Omo Vadisi fotografim daha satilmis. Dolayisiyla daha çok çalimam lazim. Ve, dolayisiyla ufak, ufak baski çalismalarima geri döndüm. Zambia'dayken birkaç çizim yapmistim Nairobi'ye dönünce baskiya dönüstürmek üzere. Ancak Zambia akabinde 1 aylik yaz tatiline çikinca o çizimlerle ancak ilgilenebiliyorum.
Son çalismamdan bir örnek, "Unity/Birlik"
Gerçi baski ve resim çalismalarima gereken önemi gösteremiyorum bu aralar, zira Ekim ayinda teori ve pratik olmak üzere iki ayri piyano sinavim var. Dertsiz basina dert almaya en iyi örnek herhalde benim bu piyano sinavlarim. Ne isin var sinavla? Pasa pasa kendi basina tingirdat iste. Neyse, sinavlarim biter bitmez kendimi atelyeme kilitliyorum :-). Cikartabilene ask olsun!
Yaptigim baskilarin ve çektigim fotograflarin hiç tanimadigim kisilerin evlerinin duvarlarini süslüyor olmasi bana ayri bir sevk veriyor...
En son satilan baskilarim;

Yüzler...

Masallah...

17.8.10

La déchetterie de Dinard / Dinard'in çöplügü


Konu bulmakta zorlandigimdan falan degil, daha sirada bekleyen tonlarca konu var. Sadece Fransa'da mezarliklardan sonra yeni ilgi alanim çöplükler. Mesela Paris'deki Le Père-Lachaise mezarligindaki adeta sanat eseri heykeller insana nasil mezarlik degil de bir açik hava müzesinde dolasiyormus izlenimi veriyorsa, çöplükleri de sehirde yasayan halkin aktif olarak çevreyi korumaya ve yeniden dönüsüme katkida bulundugu bir fabrika havasinda. Evet, hayli sasirtici. Bir gezi sitesinde çöplügün ne isi var diye düsünenleriniz olacaktir hakli olarak. Ama, yine de gelin hep beraber Dinard'in çöplügünü gezelim derim ben. Her sehrin kendine özel çöplügü var Fransa'da. Mesela Dinard'in çöplügüne St. Malo, Dinan, vs, baska sehirlerden gelip çöp dökemiyorsunuz. Cöplügü kullanabilmeniz için o sehirde oturdugunuza ve çöplük abonesi oldugunuza dair 10 Euro ödeyip de aldiginiz ambleminiz olmali arabanizin caminda. Cöplügün girisindeki binada islemlerin nasil gerçeklestirildigini açiklayan bir is akisi semasi, camekanli dolaplarin içinde dönüstürülmüs materyallerden üretilmis ambalajlar sergileniyor. Cöpler nasil toplaniyor, nerelerde? Toplanan atiklar neye dönüstürülüyor? Artik dönüstürülemeyecek atiklar da çevre adina toplaniyor ve imha ediliyor. Hepsi bi semada açik bir sekilde anlatilmis.



















































Cöplük alanindaki yollarda panolarla nerede ne toplaniyor o kadar güzel anlatiyor ki, çöplügün çevre düzenlemesi karsisinda hayrete düsüyorum. Insanin her gün çöplüge gidesi gelir burada diye düsünüyorum. Eh, o kadar çekici yapmislar ki çevre sakinleri de akin akin sanki gezmeye gelir gibi çöplüge geliyorlar. Cöplük bu hiç kokmaz mi? Hayir, efendim nasil basariyorlarsa bu çöplük kokmuyor.

Tüm atiklarin özel bölmesi var. Mesela bilgisayar, yazici tarzi ofis ekipmanlarinin bölümü ayri. Onun hemen yaninda evde kizartma yaptigimiz yaglarin ve makina yaglarinin toplandigi iki ayri konteyner. Biraz ilerleyince boyalarin toplandigi ayri bir bölme. Daha ileride kocaman konteynerlara insanlar artik kullanmadiklari siltelerini atiyorlar. Herkesin arabasinin arkasinda minik romörku, artik kullamadiklari esyalarini getirmisler. Beyaz esyalar bir bölmede, digerinde islenmis agaç, bir ötekinde islenmemis agaç, metal, civa için, piller için ayri konteynerler. Bizim bu seferki buraya tesrif nedenimiz biçilmis bahçe çimlerini getirmek. Biçilmis çimler için çok büyük bir alan ayirmislar. Nüfusun çogunlugunun bahçeli evlerde yasadigi bir sehirde çim atiklarina büyük bir alan ayirmalari normal. Esim atiklarimizi çim yigininin üzerine dökerken ben minik bir fotograf turuna çikiyorum. Cimen yigininin üzerinden gazlar çikiyor. Zamanla fermante olan çimler bir süre sonra gübre olarak kullaniliyormus. Az ilerdeki beyaz, yesil, mavi renkte kumbaralar gözüme çarpiyor. Plastik siseler, beyaz cam siseler, renkli siseler hepsi ayri kumbaraya. Giyilmeyen kiyafet ve ayakkabilarimizin degerlendirildigi bir köseyle maddi durumu iyi olmayanlar, evsizler de düsünülmüs. Siz ne yapiyorsunuz dolabinizda yer tutan, artik giymediginiz ama tertemiz, piril piril liyafetlerinizle? Hele ayakkabilar, senede ya bir, ya iki kere giydiginiz dolap bekleyen sizin de ayakkabilariniz yok mu? Ben Fransa'dakileri ayirip Dinard çöplügündeki kiyafet bölümüne birakiyorum yeni sahiplerini bulmalari için. Nairobi'deyken de kullanmadigim esyalarima bir bavul yapip Madagaskar'a götürüp dagitmaya karar vermistim. Eh, Noel'deki Magadaskar gezimize artik...







































Daha halen ögrenecek ve referans olarak alacak çok konu var Avrupa'dan. Cöplükler bunlardan sadece bir tanesi. Ben bir restoranin temiz olup olmadigina tuvaletine bakip da karar veririm. Bir ülkenin gelismisligine de çöplüklerine mi bakip karar vermeli acaba???

10.8.10

Kiyi kiyi motorist gözüyle Bretanya

8 Agustos 2010, nihayet hava iki gündür günlük güneslik. Ve, biz motosikletiyle bu haftasonu bize kalmaya Paris'den gelen bir çift arkadasla beraber Pazar sabahi iki motor pespese yollara düstük. Amaç kiyi kiyi Bretanya'yi kesfetmek. Bu kaçinci kesiftir hatirlamiyorum ama her seferinde ayri bir güzellik bulup bir kez daha asik oluyorum Bretanya kiyilarina. Bu askda hiçbir zaman kendini tekrarlamayan, sürprizlerle dolu, ayri bir lezzet var.




























Dinard'daki evimizden ayrilip Dinard'in içine iniyoruz. Ilk durak her sene yayinlanan "Dinard été 2010" dergisinden seçtigimiz "Saint-Enogat en peinture", yani Bretanya'nin ressamlarinin eserlerini sergiledigi gün boyu açik bir sergi. Bu arada Saint-Enogat Dinard'in en eski semtlerinden biri. Gözlerimize görsel bir sanat ziyafeti çektikten sonra yolumuza devam ediyoruz.



_

Ikinci durak Saint-Malo'ya bagli Saint Servan'in kiyi seridi. St. Servan'dan baktigimizda Dinard tüm ihtisamiyla karsimizda. Hava öyle güzel ki insanlar kendilerini deniz kiyisina atmislar. Her 6 saatte bir med-cezir gerçeklesen Bretanya sahillerinde deniz iyice çekilmis. Tekneler kumsalda boynunu bükmüs, denizin yeniden yükselmesini ve özgürce yüzmeyi bekliyorlar.


_




_




_




_




Yola devam. Saint-Servan'dan sonra yolumuzun üzerindeki Saint-Malo'dan geçiyoruz duraklamadan. Niyetimiz dönüste korasanlarin sehri Saint-Malo'da duraklamak ve sehri çepeçevre çevreleyen surlarin üzerinde yürüyüs yapmak ve bir yerlerde birseyler içip günün yorgunlugunu atmak. Saint-Malo'dan geçip Pointe du Grouiy'ye geliyoruz.

Tam yemek vakti. Biraz aciksak da istahimizi deniz mahsülleri, özellikle de istiridye üretimiyle ünlü Cancale'a sakliyoruz. Pointe de Grouiy'de Unesco Dünya Miraslari Listesinde vakur bir sekilde yer alan Mont Saint Michel'in silüetiyle karsi karsiyayiz. Denizin ortasinda Bretanya'nin simgelerinden biri olan deniz feneri bana adeta poz veriyor.


Yelken açmis tekneler adeta denizle dans ediyorlar. Neden diyorum? Benim ülkemin hem de 3 bir tarafi denizlerle çevriliyken, neden biz de deniz kültürü gelismemiz. O güzelim Istanbul'un bogazinda neden tek tük tekne var. Bana sakin ekonomik nedenlerden dolayi demeyin. Herseye para buluyoruz da buna mi bulamayacagiz. Halbuki biz degil miyiz o en zorlu kosullarda uzaklara yelken açmis Barbaros Hayrettinlerin torunlari? Neyse, zaman içinde belki bu da degisecektir.


Nihayet Cancale'a variyoruz. Etraftaki güzellikleri görmeden önce bir restorana daliyoruz. Yol boyu Cancale'in istiridyelerinin hayaliyle yanmisiz. Muhtesem bir deniz mahsülleri ziyafeti ardindan Cancale'de dolasmaya ve fotograf çekmeye haziriz. Metrelerce geri çekilmis deniz bize deniz altindaki istiridye üretim çiftligi görüntüsüyle harika bir görsel show hazirlamis. Karsimizda yine Normandiya Bölye sinirlarindaki Mont Saint-Michel'in silüeti. Tekneler burada da kiyida boynunu bükmüs, denizin yükselmesini beklemede.

_




_




_




_




_




_




_




Cancale'a veda edip yola koyuluyoruz. Kiyi seridi boyunca minik köylerden geçiyoruz. Evler yöreye özgü taslardan insa edilmis, evlerin aralarinda tarlalar ve kisin hayvanlarini beslemek için simdiden hazirlanmis saman balyalariyla dolu. Bir sonraki durak eski bir balikçi köyü olan, günümüzde burjuva takiminin ikamet ettigi Saint-Suliac. Sansa bugün Saint-Suliac'in festivaliymis. Amanin, o ne kalabalik. Iyi ki motosikletle gelmisiz, yoksa park yeri bulmak büyük sorun. Iki sene evvel de geldigimiz festival sanki bu sene biraz sönük geçiyor. Ama yine de çevre sehir, kasaba ve köylerden akin etmis insanlar tipik Bröton sarkilari esliginde kah dans ediyorlar, kah biralarini yudumlayip sohbet ediyorlar.


_




_




_




_




_




_




Festivalin bitimindeki defileyi bu sefer bekleyemeden yine yola koyuluyoruz Saint-Malo'ya dogru. Ama, bu arada kötü haber, fotograf makinamin pili bitiyor. Saint-Malo'da sehri çevreleyen surlarin üstünde yürüyoruz. Millet havayi güzel bulunca plajlara akin etmis. Biz S.Malo'ya ulasana kadar sular hayli yükselmis. Denizin kiyisina yapilmis, deniz yülkseldikçe suyu yenilenen havuz artik görünmez olmus. Havuza atlamalk için yapilmis iskele sadece görünüyor suyun üstünde. Eh, madem fotograf makinamin pili bitti, biz de ertesi gün havayi güzel görünce yine gidiyoruz S.Malo'ya. Saint Malo sahane, fotograf çekmek bahane.


_




_