Addis Ababa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Addis Ababa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.1.15

15 Ocak 2015 - Bahçemde minik bir parti ve minik bir sergi...

Haftada 1 gün olmak üzere 8 hafta süren stüdyomda gerçekleştirdiğimiz ağaç baskı atölyesinin sonunda hanımlar çok başarılı çalışmalar sergileyince minik bir sergi yapmaya karar verdik. Addis Accueil'in (frankofonların klübü) düzenlemeyi düşündüğü Yeni Yıla merhaba partisiyle de sergiyi birleştirip bir taşla iki kuş vurduk. Addis Ababa'daki evimizin bahçesinde gerçekleştirdiğimiz minik bir parti ve kapıları bahçeme açılan atölyemde sevimli bir sergi için kolları sıvadık. 
İşte sonuç....






4.6.14

Charity Art & Sale Exhibition in Addis-Ababa

My woodcut print exhibition "Charity Art & Sale"has been started today in UN Center-Addis Ababa.

United Nations Women's Association (UNWA)

"Women United for A Better World"

2.5.13

Kayak, Dinard, İstanbul, Hastalık ve Addis'e dönüş....

Nisan ayında sadece bir yazı yazmışım.
Şu yaklaşık 2 aya o kadar çok şey sıkıştı ki... Hatırlaması bile hayli güç.
Durun bakim sanırım hatırlamaya başladım. 8 Mart'ta Fransa'ya doğru yola çıktık, bir haftalık kayak ardından 1 hafta Dinard'da evimizde dinlenmek üzere. 2. haftanın akabinde Yves Addis Ababa'ya, bense 2 haftalığına İstanbul'a geçtim. Dinard'dayken İstanbul'daki ailemle konuşmalarımda bir gariplik olduğunu, benden birşeyler sakladıklarını sezmiştim. İstanbul'a varınca bu hissiyatımda yanılmadığımı maalesef anladım. Babam rahatsızlanmıştı... Tatilde ağzımızın tadı bozulmasın diye annem ve ablam bu durumu benden saklamışlardı. Ancak, telefondaki seslerinin tınısındaki ufak bir değişiklikten, bilemiyorum ufak tefek şeylerden sezmiştim işte. Dinard'da olduğumuz hafta sabahları bazen ağlayarak uyanmıştım. Aileden uzak olmak, özlemden öte bu gibi sağlık problemlerinin yaşandığı günlerde hele daha da zor geliyormuş insana. Bahar çiçeklerinin açtığı o güzelim Dinard'da geçirdiğimiz bir hafta sonunda aklımdaki kötü senaryolarla İstanbul'a kendimi dar attım ve tahmin ettiğim gibi kötü bir tablo ile karşılaştım. Akabinde hastanede, yoğun bakımda geçen geçen 5 gün sonunda nekahat dönemi başladı. Bu zor günlerde ailecek nasıl tek bir yumruk olduk, tam bir dayanışma örneği sergiledik. Ben tabi İstanbul'daki kalışımı 1 aya uzattım. Bu bir ay zarfında ev ve sadece Mayıs sonu yayınlanması planlanan kitabımla ilgilendim. Yayınevine karar verdim ve sözleymeyi imzaladım. Hiçbir arkadaşıma zaman ayıramadım bu İstanbul kalışımda. Onlar da sağ olsunlar anlayışla karşıladılar. Eş, dost, akrabanın çoğu hastaneye kadar geldi destek olmak için bizlere, ya da defalarca aradılar, sordular babamın sağlığı ile ilgili gelişmeleri, yardım edebilecekleri bir husus olup olmadığını. Uzakta olanlar da bizlere telefonlarıyla destek oldular. Sağ olsunlar, var olsunlar! Bu hastalık döneminde bize yol gösteren, bizi doğru adreslere yönlendiren lise sınıf arkadaşım Dermatolog Dr. Zambak Dal'a, Acıbadem Kozyatağı Hastanesi yoğun bakım doktorlarına, Acıbadem Bağdat Caddesi Dahiliye Uzmanı Doç Dr. Yaser Süleymanoğlu'na, yardımlarını esirgemeyen, bize ışık tutan Kocaeli Üniversitesi Aile Hekimliği Ana Bili Dalı Başkanı Prof. Dr. Müge Alvur'a ve nicelerine burdan çok çok teşekkürler.     
22 Mayıs'dan beri Addis Ababa'dayım. Rutin hayatıma dönmek bu sefer daha uzun zamanımı aldı. Eh, 6 hafta gibi bir uzun aradan sonra bu çok normal. Bahçeye ektiğim domatesler neredeyse tükenmişler, son 1/2 tanesinin tadına bakabildim ancak. Kiraz domateslerin ise tam yemelik zamanı. Ya yeşil biberler? Onlar da pek güzel ürün vermişler. Bahçemin kiraz domatesleri ve biberleriyle yaptığım omletlerin tadına doyum olmuyor(muş), ben demiyorum Yves diyor :-)... Annemin kendi elcağzıyla diktiği baklalar maalesef istediğimiz gibi ürün vermemiş. Ben de söktürüp attırdım baklaları, toprağını bellettim yerine yeni sebze tohumları ekmek için. Ne eksem acaba diye düşünüp duruyorum şimdi...
Bu arada 6 haftalığına yollara düşmeden önce siparişini verdiğim karpostalım basılmış. Baskı kalitesi Etiyopya'da alışılmışın ötesinde çok başarılı. Fotoğraf zaten favori fotolarımdan biri... Amaç bana meşgale olsun...
Her işin başının sağlık olduğunu örnekle çok güzel bir kere daha hatırladım, ailece hatırladık. Umarım bir daha tekrarlamaz... 

"20'li yaşlarda aşktan söz ederiz. 30'larımızda çocuklarımızdan, 40'larda sağlıktan, 50'lilerde hastalıklardan.. Oysa 20'lerden itibaren sağlıktan söz etmemiz gerek, 60'ında hala aşktan dem vurabilmek için..."

50'ye adım adım yaklaşan biri olarak Can Dündar'a hak vermemek elde değil.

Aşkla ve sağlıkla kalın!
İşte kartpostalım

5.2.13

Fruits of my woodcut loom...Ağaç baskı tezgahımın son ürünleri...

Evdeki atölyemi açtığımdan beri durmak yok...

Bir adet 7 renkli, "Afrika'da günlük yaşam" ve peşi sıra siyah & beyaz baskı Omo Vadisi'nden "Genç bir kızın portresi", hemen onun ardından da yine Omo Vadisi'nden bir hanımı beyaz kağıt üzerine siyah ve kahverengi kağıt üzerine siyah olmak üzere ağaç baskılarını yaptım. Fotolarını da sizlerle paylaşmak istedim...

33 cm x 44 cm

30 cm x 30 cm...

Bu da kırmızı ruj sürmüşü :-)

 20 cm x 60 cm...


1.2.13

Addis Ababa atölyemin açılışı ve ilk çalışmam...

Addis Ababa'daki evimize yerleşir yerleşmez bir odasını kendime atölye olarak düzenledim. Ancak başka uğraşlarla haşır neşir olmam, bir de 6 aylık Addis Ababa mazimizin yaklaşık 2 ayını Türkiye, Fransa ve Fas'da geçirmem dolayısıyla bir türlü atölyemin açılışını yapamamıştım. Nihayet geçen hafta kurdeleyi kestim ve çalışmaya başladım. Şu anda bir "siyah & beyaz" ağaç baskı çalışmamla 7 renkli diğer bir ağaç baskı çalışmam devam etmekte. Bugün ilk "siyah & beyaz" baskımı tamamladım ve fotoğrafını çekip bu yazımın sonuna ekledim.

Hayırlı uğurlu, bol üretimli olsun inşallah!

Bahçeye bakarken hayallere dalıp üretimi de unutabilirim, riskli :-)...

  
 Gereken her türlü malzeme var, artık gerisi bana kalmış...
Bu da ilk çalışmam. Omo Vadisi'nden bir genç kız portresi, siyah & beyaz kanvas üzerine ağaç baskı,
30 x 30 cm ebatında...


30.1.13

Etiyopya Çağdaş Sanat Sergisi, 2012 - Hotel Sheraton

Addis Ababa'nın sosyal takviminde en önemli organizasyonlardan biri de beş yıldır Hotel Sheraton'da gerçekleştirilen Etiyopya Çağdaş Sanat Sergisi. Dört gün süren sergi Etiyopyalı sanatçılar için eserlerini daha geniş kitlelerle paylaşmak ve satış imkanı yakalamak adına çok önemli. Sanata yıllarını vermiş sanatçıların yanı sıra Addis Ababa Güzel Sanatlar Fakültesi'nden yeni mezunlar da sergide eserleriyle yer almaktalar.

Annemle babamın bizi ziyarete geldiği Kasım 2012'ye denk gelen sergi açılışına annemle birlikte gittik. 2008 yılında ilki gerçekleştirilen, o zamandan beri de geleneksellleşen Etiyopya Çağdaş Sanat Sergisi'nin 5.sini gezmek üzere sergi salonundayız. Sergilenen eserlerin güzelliği beni hayli heyecanlandırıyor. Hepsi tek tek, uzun uzun incelenmeyi hak ediyorlar, ama zaman kısıtlı. Ben de ilgimi çekenlerin önünde durup tek tek inceliyorum. Fotoğraf çekmek yasak ama dayanamayıp birkaç tanesini fotoğraflıyorum çaktırmadan.
Genç jenerasyon, çağdaş sanatçılardan Tewodros Hagos'un portre çalışmaları hayli dikkat çekici. Portreler içinde zor hayat koşullarını, hüznü, yaşanmışlıkları barındırıyorlar sanki. Geçenlerde Tewodros'un çalışmalarından birini Addis'deki bir arkadaşın evinin duvarında gördüğümü ve uzun uzun incelediğimi, hatta sanatçının adını not edip bir gün atölyesini ziyaret etmeye karar verdiğimi hatırlıyorum.






Sergide eserleri bulunan 50 sanatçıdan hangi birinden bahsetsem bilemiyorum. Ben anlatacağıma en iyisi gizli çekmiş olduğum fotoğraflardan bazıları kendilerini anlatsınlar.













Sergiye katılan sanatçılar arasında Hotel Sheraton'un duvarlarını süsleyen, her önünden geçişimde incelediğim ve her seferinde de yeni gizemler yakaladığım tabloların sahibi, sergiyi düzenliyenlerden biri, ressam Lulseged Retta ile tanışma şerefine nail oluyorum.  İlk yıl sekiz sanatçının katılımıyla yola çıkan organizasyon, takip eden üç yıl içinde hızla büyümüş ve katılımcı sayısı sekizden otuzlara, kırklara, hatta ellilerin üzerine çıkmış. Katılımcıların sayı olarak artmasıyla birlikte Etiyopya sanatının çeşitliliği de sanat severlere ulaşır olmuş. Hele 2012 yılı  sergisi hazırlıkları esnasında sanatçılar, sanat eğitimi görenler, tarihçiler, kolleksiyonerler, eserlerini sergileyenlerin hepsi bu organizasyon için seferber olmuşlar. Sergi kurulunun titiz çalışması sonucunda sergiye katılacak sanatçılar ve sergilenecek eserleri itinayla seçilmiş. Satın aldığım sergi kataloğunu değerli sanatçı Lulseged'den yaptığımız bu tatlı sohbet akabinde imzalamasını rica ediyorum. Beni kırmıyor imzalıyor.
Dünya çapında üne sahip, İngiltere'de eğitimini tamamlamış, yıllardır bu organizasyona destek veren ressam  Maitre Afewerk Tekle 10 Nisan 2012'de, 80 yaşında hayatını kaybetmesine rağmen çağdaş Etiyopyalı sanatçılara seçtikleri yolda uzun yıllar ışık tutmaya devam edecek gibi görünüyor.  Gelenekselleşmiş bu organizasyon da çağdaş Etiyopya sanatının daha geniş kitlelerce, hatta belki bir adım daha ileri giderek dünya çapında tanınmasına ön ayak olacağına gönülden inanıyorum.  

2013 yılında gerçekleştirilecek Etiyopya Çağdaş Sanat Sergisi'ni heyecanla bekliyor olacağım.

21.12.08

Insanligin Besigine Yolculuk (1)

Bu sefer rotamizi, Kenya'nin kuzey komsusu, insanligin besigi Etiyopya'ya çevirdik. Yolculugumuz 17 Aralik 2008 sabahi erkenden basliyor. Bir geceligine Etiyopya'nin bassehri Addis Ababa'dayiz. Otele yerlestikten sonra esim toplantisinin, ben de yarin çikacagimiz yolculukla ilgili belgeleri almak üzere turizm acentasinin yolunu tutuyoruz. Acentadan gerekli belge ve bilgileri aldiktan sonra Addis'deki açik pazarlardan öncelikle postanenin hemen yakinindakine, ardindan da merkezden yaklasik 10 km kadar uzaktaki Shiro Meda Market'a gidiyorum. Postane yakinindaki pazar çok turistik, dolayisiyla hiçbir sey almiyorum. Shiro Meda Market daha çok yerli halka hitap ediyor. Nairobi'deki balkon masamiz için bir masa örtüsü ve peçetelerini alip otele dönüyorum. Hava çok sicak. Tam kara iklimi. Sabah uçaktan indigimizde hayli üsümüstük, ancak günes yüzünü gösterir göstermez hava hayli isindi. Aksam yaklasik 10 derece, gündüz 30 dereceye kadar yükseliyor hava sicakligi.
Otele döner dönmez serinlemek amaciyla havuz kenarina iniyorum. Zanzibar'da okudugum Solmaz Kâmuran'in romani Kiraze üzerine Ahmet Ümit'in Beyoglu Rapsodisi'ni yola çikmadan önceki aksam bitirdigim için evde okuyacak kitap bulamiyorum, okuduklarimdan birini seçip ikinci kere okumak da hiç cazip gelmiyor. Havaalaninda gözüme çarpan kitaplardan üç adet satin aliyorum. Içlerinden Sudanli Mende Nazer'in gerçek hayat hikayesini kagida döktügü, alir almaz havaalaninda okumaya basladigim Slave'i (köle) okumaya devam ediyorum havuz kenarinda. Su anda 25 yaslarinda olan, Londra'da yasayan Mende Nazer 12 yasindayken Araplarin köyüne saldirisi esnasinda ailesini kaybedip, köle olarak satilmasini ve Londra'ya ulasmasini anlatiyor kendi agzindan. Bu aralar kölelik konusuna kafayi fena halde takmis durumdayim. Afrika'da yasayip da kölelik konusuna kafayi takmamak biraz zor.
Havuz kenarinda kitabimi okurken yanima beyaz bir çift geliyor minik çukulata bebekleriyle. Bir önceki Addis seyahatimde de dikkatimi çekmisti Hilton Otel'in minik çukulata bebekli beyaz çiftleri misafir ediyor olmasi. Cift Amerikali, 7 ay önce Amerika'daki bir ajans vasitasiyla Etopya'dan evlat edinme islemlerine baslamislar. Bebegin fotografini internet üzerinden görmüsler ve onaylamislar. Son islemleri tamamlamak ve bebeklerini kucaklarina alabilmek için bir haftaligina Hilton'da kaliyorlardi. Yetimhanenin yuva bekleyen minik bebeklerle dolu oldugunu söylerken mutluluktan parildayan gözleri minik bebeklerindeydi. Hem Mende'nin aci hayat hikayesi üzerine, bir de çaresiz minik bebeklerin yetimhanedeki hallerini düsününce gözlerimin nemlenmesinin önüne geçemiyorum.
Yanilmiyorsam Angelina Jolie'nin evlat edindigi 5ci çocugu da Etiyopya'dan. Etiyopya'dan evlat edinme islemlerinin diger Afrika ülkelerine göre daha kolay oldugu söyleniyor.
Size biraz seyahat planimizdan bahsedeyim. Yarin sabah erkenden Etiyopya'nin tarihinin basladigi, 200 ve 100 BC (before Christ/Isa'dan önce) yillarinda kurulan, 7ci yy'da Islam'in yayilmasiyla çöken Axum Imparatorlugu'nun merkezi kutsal sehir Axum'a yolculugumuz. Ertesi sabah ise Yasayan Kaya Kiralligi diye de anilan Etiyopya'nin kuzeyindeki diger kutsal sehir Lalibela'ya uçuyoruz.
5 gün içinde 5 uçuslu, hayli hareketli, tarihin yapraklarini aralatan, hatta tarihin hali hazirda sadece satir aralarinda olmadigini, bir grup insan tarafindan halen yasanmakta oldugunu deneyimledigimiz, muhtesem hayat dersimizi, kisacasi uyanis seyahatimizi dün tamamladik.

Biraz soluklanayim Axum ve Lalibela ile ilgili edindigim bilgileri yazi dizisi haline getirecegim blogumda, tabi fotograf ilavelerimle.

Simdiden kutlayanlara harika bir Noel ve harika bir 2009 diliyorum.