kenya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kenya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.7.15

Kadın Olmak Afrika'da Daha da Zor!

Sevgili Blog Dostlarım uzun bir aradan sonra tekrar merhaba!
Bu süre zarfında neler neler oldu, ne geziler, ne kutlamalar, ne yorgunluklar, ne iş başarmalar, neler neler?
Nereden başlamalı, nasıl anlatmalı? Anlatacak zamana ihtiyacım olduğu bir gerçek, hele hele kısa vadeli planlarımı düşündüğümde. Eh, artık, zamanım ve gücüm el verdiğince artık bir yerlerden başlamalı...
Haziran ayında analitik düşünenlerin ve akademisyenlerin favori dergisi Analist'te Afrika'da Kadın Olmanın Zorlukları üzerine uzunca bir yazı yazdım. Kadın olmak zor, hele hele Afrika'da kadın olmayı ne siz sorun ne ben anlatayım diyeceğim ama bir kere anlatmış bulundum. Bu tanıtım için hayli geciktim biliyorum, Temmuz ayına çoktan vasıl olduk bile. Ancak yine de derginin Haziran sayısına siz de sahip olmak istiyorsanız eğer bayilerinize değil derginin www.analistdergisi.com adresine danışmanızda yarar var diye düşünüyorum.
Analisr Dergisi için yazı yazmaktan büyük bir keyif aldım...
Yazımda kullanılan fotoğrafların hepsi bana Figen Gündüz Letaconnoux'a aittir.
Sevgiler,
Beni takipte kalın lütfen!  

3.3.14

Dinin küresel politikalara nasıl alet edilebildiğine güzel bir örnek....

"Kenya'nın kurucusu, Devlet Başkanı Jomo Kenyatta "Kenya Dağı’na Bakarken" adlı kitabında şöyle der: ''Beyazlar geldiğinde onların elinde İncil, bizimse topraklarımız vardı. Zamanla bize gözlerimizi kapatıp dua etmesini öğrettiler. Bir süre sonra gözlerimizi açtığımızda gördük ki; İncil bizim elimizdeydi, topraklarımızsa beyazların olmuştu.'' Kenyatta'nın bu sözü, dinin, küresel politikalara nasıl alet edilebildiğini, sömürgeciliğin hedefine ulaşmak için her türlü değeri nasıl da ustaca kullandığını gösteren en güzel örneklerden biri." (Yaşamımdan Süzülen Afrika, sayfa 128)

18.2.14

Gergedan Russelas'dan insanlara mektup....

Kenya / Ulusal Nairobi Parkı’nda safari yürüyüşü yaparken gözüme takılan, Gergedan Russelas’ın biz insanlara hitaben yazmış olduğu bu yazıyı sizler için tercüme ettim. Elçiye zeval olmazmış....

"Sevgili İnsanlar,
İnsanların hepsinin kötü olmadığını biliyorum. Hepsi bizi avlayıp, öldürmüyor. Hatta bazı insanlar gergedanları silahlı insanlardan korumak için çok çalışıyorlar. 1982 yılında arkadaşım Michael M.Werikhe tatillerinde sadece ben ve tüm gergedanlar için Mombasa'dan Nairobi'ye yürüdü. 17 yıl içinde Michael gergedanları koruma projesi için 1.25 milyon dolar topladı. Para toplayabilmek için o kadar yol tepti. Gergedan Adam diye de bilinen Michael büyük adamdı. Michael diğer insanlara insanlık ve doğa için gergedanlarla hep beraber yaşamanın önemini gösterdi. Michael 1999'da öldü. Onun çabası gergedanların yaşamasını isteyen diğer insanlara da yol gösterdi. Bugün neden halen hayattayım bunu çok iyi biliyorum. Siz de iyi insanlardan biri olabilirsiniz. Ancak acele edin! Lütfen, beni ve diğer gergedanları kurtarın. Neslimiz tükenmek üzere. Bizlerden hayatta kalanlar çok az.

Saygılar, Russelas"

Bazı Uzak Doğu ülkelerinin inanışına göre gergedan boynuzu tozu, yiyen kişide afrodizyak etkisi yapıyor. İşte bazı toplumların gergedanlaşma sevdası sonucu gergedanlar % 90 oranında yok edildiler. Gergedanların boynuzu öbür hayvanlarınki gibi kemikten değil, saç ve tırnakların yapısındaki keratin denen lifsi proteinden oluşuyor. Proteinini gergedan boynuzundan alacağına et, balık, tavuk ye, süt iç, benim Uzak Doğulu kardeşim!

4.2.12

Sudan'da savaş çanları kimin için çalıyor...

"Sudan Devlet Başkanı Ömer Hasan El Beşir, petrol gerginliği nedeniyle geçen sene Sudan ve Güney Sudan olarak bölünen iki ülke arasında savaş çıkabileceğini söyledi.

Beşir verdiği röportajda "Sudan ile Güney Sudan arasında savaş çıkabilir mi?" sorusuna, savaşı başlatan taraf olmayacaklarını, ancak böyle bir ihtimalin olduğunu, barış istemelerine rağmen buna mecbur kalırlarsa savaşabilecekleri cevabını verdi.
Sudan'ı yüzlerce milyon dolar değerinde petrol çalmakla suçlayan Güney Sudan hükümeti, geçen ayın sonlarında ülkedeki 900'den fazla kuyuyu kapatarak petrol üretimini durdurmuştu."
Haber kaynağı: Dünyabülteni.net 04/02/2012

Biz Etiyopya'ya taşınıyoruz, ortalık toz duman haline geldi.

Etitopya'nın kuzeyinde, Eritre sınırında bir süre önce turistler saldırıya uğradılar. 5'i hayatını kaybederken, 4'ü yaralı kurtuldu, birkaçı da rehin alındı. Etiyopya hükümeti suçu kanlısı Eritre'ye atıyor. Eritre de aynen suçu Etiyopya'da buluyor.

Kenya zaten Somali ile bir süredir savaş halinde. Hele bir de 2012 Kenya'da seçim yılı. Umarım 2007 sonunda yaşanan etnik çatışmalar yine siyasetin en yüksek koltuğunu kapma uğruna yaşanmaz. Seçim süreci sakin geçer.

Ya Etiyopya'nın batı komşusu Sudan'a ne demeli şimdi? Bir o eksikti. O da kaynamaya başladı. Afrika ülkelerine bir çift sözüm var :

"BÜYÜK ULUSLARIN DOLDURUŞUNA LÜTFEN GELMEYİN!"

Eski anlamda sömürgecilik kavramı günümüzde OUT amaaaaaa, aması var, dış güçler Afrika'ya karşı sömürgecilik yaklaşımını değiştirdiler, sömürgeciliğe daha bir çağdaş görünüm kazandırdılar. Sizleri maşa olarak kullanıyorlar kendi çıkarları için.

LÜTFEN ALET OLMAYIN!!!

Hu beni duyan var mı acaba?

31.1.12

3 vakte kadar bize yol göründü...

Bekleme süreçlerinden oldum olası nefret etmişimdir. Ne kadar sevimsiz bir dönem olsa da maalesef bizim hayatımızın bir parçası ve her 3, hadi bilemediniz 4 senede bir ülke değiştirdiğimiz için bunu yaşamak bizim kaderimiz. Kaçış yok.


Yaklaşık 4 senelik Kenya maceramızın da sonuna yaklaşmış bulunuyoruz.


Hangi ülkeye tayinimiz çıktığından bahsetmeden önce sizlere hangi ülkeler olabilirdi, bu süreç içinde ne kararlar çıktı, hangi kararların üzerine çizik atıldı ve nihai ülkeye karar kılınana kadar hangi ülkelere düşünce gücüyle gittiğimizi, o diyarlara ayak basmadan önce kendimizi o ülke koşullarına nasıl hazırladığımızı, ardından değişen kararla diğer ülkeye yine düşüncelerimizde adapte olmaya çalıştığımızı bahsedeyim biraz. Gidebileceğimiz ülkeler içinde Etiyopya, Umman, Kuveyt, Abu Dabi ve Rusya vardı. İlk karar Etiyopya'yı büyük bir sevinçle karşıladık. Kenya'nın kuzey komşusu Etiyopya'ya defalarca gitmiş ve hatta insanından, kültüründen, doğasından çok etkilendiğimiz Etiyopya ile ilgili "İnsanlığın Beşiğine Yolculuk" adı altında sanırım 8 bölümlük bir yazı dizisi yayınlamıştım blogumda. Ancak bu sevincimiz kısa sürdü, yani kursağımızda kaldı. Ani bir karar manevrasıyla bizim rota Rusya'nın başşehri Moskova'ya çevrildi. 1996 senesi Ağustosunda 3 hafta kaldığım ve tarihinden, kültüründen hayli etkilendiğim Moskova'da 3 seneliğine yaşamak hayli ilginç gelse de kararı duyduğum an Moskova'nın o kemiklere işleyen kış aylarının soğuğunu bizzat ruhumda hissettim. 6 senelik Afrika'nın o insanı sarıp sarmalayan sıcacık havasından sonra Moskova açıkçası bize hiç de cazip gelmedi. Gerçi insan herşeye alışıyor. Bu karara da kısa süre içinde alışıp kendimi soğan kubbeleri fotoğraflarken imgeledim. Bu düşünce beni hayli de mutlu etti. Hatta Moskova'nın o eşsiz, sanat eserinden farksız metrosunda dolaştım hayallerimde. Hele en güzel hayalim Kızıl Meydan ve hemen dibindeki tarihi alış veriş merkezi GUM ile ilgiliydi. Oradaki mağazaları gezip, hediyelik eşyalar satın alacaktım. Neyse karar resmi olarak açıklanmadığı için içimizde yine de sıcak diyarlarda kalacağımıza dair halen bir umut vardı. Bekle bekle, sıkıntılı bir süreç sonunda nihayi karar verildi veeeeeeeeee biz 1 Mayıs itibariyle ETİYOPYA'nın başşehri Addis Ababa'ya taşınıyoruz.
Etiyopya'nın güneyi Omo Vadisi gezimiz sırasında çekmiş olduğum birkaç fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyorum.






















Yuppiiiiiii bu fotoğraf karelerime yenilerini ekleyebilirim artık.........
Karar resmileştikten sonra annemi arayıp, "Anne karar çıktı, Afganistan'a taşınıyoruz!" dediğimdeki şoku düşünebiliyor musunuz? Tamam, farkındayım tam bir eşek şakası, ama fazla uzatmadım, tadında bıraktım, tabi böyle bir şakanın tadı tuzu varsa eğer :-).


Kenya'daki son 3 ayımız hayli hareketli geçeceğe benziyor. Bu araya bir İstanbul ve Fransa seyahati sıkıştıracağım. Zaten yoğun bir dönemdeydim, bir de üzerine taşınma işleri :-(... Neyse Kenyalılar'ın dediği gibi hakuna matata/problem değil, pole pole/yavaş yavaş herşey yoluna girer, strese mahal yok. Yeter ki sağlık olsun!!!

30.1.12

Az empati, birazcık hümanist yaklaşımla başkalarının hayatlarına minik dokunuşlar...

Kenya'da eğitim sisteminden biraz bahsetmek istiyorum sizlere.
8 senelik ilköğretim hizmetini devlet vatandaşına bedava sağlıyor. Ancak ilköğretimden sonra lise ve üniversite eğitiminize devam edebilmeniz için paranız olması gerekiyor. Aksi takdirde eğitim kapıları suratınıza küt diye hızla kapanıyor. Gerçi iki dönemdir Kenya Başkanlığı yapan Mwai Kibaki yönetime gelene kadar ilköğretim de paralıymış. Eh, yapsın liseyi de bedava da göreyim onu. Hem diyorsunuz beyazlar geliyor, en iyi işlerde onlar çalışıyorlar. Eeee, vatandaşına sen eğitim imkanını sağlamazsan tabi ki mzungunun (beyaz adamın) know-how'ına mecbursun. Hiç sızlanma bu durumda!

Bunları nereden yakinen biliyorum? Efendim bize temizliğe gelen Beatrice'in kızı bu sene ilköğretimi hayli yüksek bir başarı derecesiyle bitirdi. Matematik ve fen derslerinde özellikle çok başarılı. Liseye gitmeyi eğer becerebilirse üniversitede Tıp Fakültesine girmeyi, doktor olmayı istiyor. Annesinin kazandığı meblağ mahdut. Boğazına mı, kızının okuluna mı? Hangi birine yetişsin? Kenyalıların çoğunluğu gibi o da ancak günü kurtarabiliyor. Baba okutsun değil mi? Baba yok ki ortada. Bu çocuk hani size bir yazımda bahsetmiş olduğum Afrika'nın problemlerinden biri bekar bir annenin çocuğu. Dolayısıyla babasını tanımıyor. Annesi onun hem anası hem de babası.

İlköğretimden kızımız Kasım ayında mezun oldu. Mezuniyet derecesine ve nüfus kaydına göre eğitim bakanlığı kızımızı Nairobi'nin arabayla 2/2.5 saat kuzeyindeki Nyeri şehrindeki bir okula verdi.

Ben Beatrice'i bu konuyla ilgili yakın takibe almıştım. Ağzı var dili yok ben sormasam anlatmaz. Çeke çeke ağzından lafları aldım. Neyse okul ve bedeli belirlendi. Ancak hangi parayla, ne edecek de gönderecek kızını o okula? Her gelişinde gelişmeleri soruyorum. Bu Cuma (3 Ocak) okul açılıyor, ama henüz para denk değil. Bir senede 3'er aylık 3 sömestr var. İlk sömestrde okula yazılma bedeli, her çocuğa yatakhane için şilte alımı, kitap, defter, kalem, sözlük, okul ve spor ayakkabıları, okul forması bedeli, al babam al, bitmiyor ki. Dün çektim Beatrice'i bir kenara. Uzun bir konuşmadan sonra al takke ver külah bütçemizi denkleştirdik nihayet. Gerçi bu konuşmayı ilk sömestrden sonra Beatrice'in okul bedelini kendi kazancıyla ödeyebileceğine kanaat getirdikten sonra yaptım. İlk sömestrden sonra okul taksidi düşüyor ve 3'er aylık ödemeyi kendi kazancından aylık taksitlerle rahatça ödeyebilecek.

İki yakası bir araya gelmiş bir şekilde Beatrice'i yüzünde gülücüklerle evine uğurlarken benim de dudaklarımın kenarında mutluluk tebessümü vardı. Hayata 1-0 malup başlamış bu çocuğun lise eğitimi alamamasına gönlüm razı olmayacaktı. Ohhhhhhh.

Az empati, birazcık hümanist yaklaşımla hepimiz başkalarının hayatlarına minik de olsa pozitif dokunuşlar yapabiliriz diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

19.12.11

Ekvator'da Su Deneyi...

Benimle yaşıt ve daha büyükler mutlaka sevgili Barış Manço’nun programı 7’den 77’yeyi hatırlayacaklardır. Ben program başladığında gözlerimi ekrandan ayıramaz, hiçbir saniyesini kaçırmamaya çalışırdım.


Nairobi’den kuzeye doğru ilerleyip Güney Yarımküre’den Kuzey Yarımküre’ye geçerken Kenya Dağı eteklerinde, yol kenarındaki sarı bir pano gözüme çarptı. Panonun üzerinde siyah Afrika Kıta haritası, haritanın ortasındaki bantta da kırmızıyla “You are on the Equator / Ekvator’un üzerindesiniz” yazıyordu.



Yolumuz üzerinde Manço’nun programındaki panonun aynını görünce arabayı durdurup hemen kendimi aşağıya attım. Manço’nun program çekimleri Kenya Dağı eteklerindeki minik şehir Nanyuki’de yapılmıştı. Bir yerliyle birlikte bu bizim gördüğümüz panonun benzerinin altında suyun dönüş yönüyle ilgili bir test yapmışlardı. Panonun güneyinde yani Güney Yarımküre’de uyguladıkları testte kabın içindeki su saatin tersi yönüne, 1 metre ileriye, Kuzey Yarımküre’ye geçip aynı testi uyguladıklarında suyun saat yönünde döndüğünü görmüştük. Ya tam Ekvator çizgisinde ne oldu? Su yine akmaya devam etti ama durgun bir şekilde, sağa ve sola dönmeden.

Aslında bu durumun sihirle, Afrika’nın kara büyüleriyle hiçbir alakası yok. Fransız matematik ve fizikçi Gustave Gaspard Coriolis 19. yüzyılda bu mucizevi olaya bilimsel bir açıklama getirmiş. Demiş ki “Dönen yer kürenin yüzeyi üzerinde hareket eden hava, kuzey yarım kürede hareket yönünün sağına, güney yarım kürede soluna saptırır.” Bu saptırma gücüne de Coriolis kuvveti denmiş.



11.12.11

Jamhuri Day / Cumhuriyet Günü

12 Aralık 1963 Kenya'nın İngiltere'nin buyunduruğundan kurtulduğu, bağımsızlığını kazandığı gün.


12 Aralık 1964 ise Kenya Cumhuriyeti'nin resmen kurulduğu ve dünyaya duyurulduğu gün.



Eh, bir ulus için tarihe geçen iki önemli gün de 12 Aralık'a denk gelince, daha doğrusu denk getirilince çoşkuyla kutlamak da vacib oluyor.


Kswahili dilinde "jamhuri" haliyle "cumhuriyet" anlamına geliyor.


Evet, her sene 12 Aralık Jamhuri Day yani / Cumhuriyet Günü adı altında Kenya'da resmi tatil.

Kenya'da Jamhuri Günü ülkede deprem de olsa, kuraklık da olsa, sel ortalığı silip süpürse de hep kutlanıyor ve kutlanacak. Hükümet asla iptal etmiyor uluslarının birliğini temsil eden böylesine önemli bir kültür mirası bayramı. Hiç iptal edilir mi, hangi akla sığar atalarının kanlarıyla kazanılmış böylesine önemli bir zaferin kutlamasının iptali?

Nairobi'ye Nihayet Yaz geldi...

Geçenlerde müzik okuluna giderken yine şiddetli bir yağmur yağıyordu. Arabanın silecekleri kifayet etmiyor, bazı yollarda arabalar adeta selin içinde yüzüyorlardı. Hatta birkaçı çamura saplanmış, dolayısıyla trafik tam bir arap saçına dönmüştü. Çamur ve sel dolayısıyla kullanılmaz hale gelen tali yollara girmeye artık kimse cesaret edemediğinden ana yollar mahşer gününü andırıyordu.


Tam da evden neden daha önce çıkmadığıma hayıflanırken sıkışık trafikte arkadaki araç bana bindirmez mi? Eh, dedim, bir bu eksikti! Hadi bir kere bindirdin hızını alamayıp ikinci kere bindirmenin ne alemi var? Zincirleme kaza oldu zaar diye düşünüp arabamı durdurdum, anahtarımı ve çantamı elime alıp indim aşağıya. Arkamdaki arabanın Kenyalı süslü sürücüsü ben yanına geldikten çok sonra lütfedip arabasından indi. Baktık hasar fazla değil. Kenya’da kaza olduğunda arabaları yerinden oynatmadan polisi çağırmanız gerekiyor. Polis gelip zabıt tutacak. Ölme eşeğim ölme. Dersimi de kaçırmaya niyetim yok. Hele bir de o sıkışık trafikte polisi beklemenin trafiği daha da arap saçına döndüreceği kesin. Bu durumda yolumuza devam etmeye karar verip hanımdan karvizitini aldım, üzerine de plakasını not ettim.




Bu sene erken başlayan yağışlı sezonun sonuna gelmemize rağmen yağmur bir türlü dinmek bilmedi. Ta ki 3/5 gün öncesine kadar. Evet, yaz nihayet Nairobi’ye geldi hem de bir gün öncesi yağışlı, soğuk hava ertesi gün yerini pırıl pırıl, güneşli bir havaya bıraktı.


Yaşasın YAZ...


Ancak bu güneşli sıcak havada insan Noel ve Yeni Yıl havasına giremiyor ki...

Eh, o kadar kusur kadı kızında da olur.




Not: Arabama hasar veren hanım kaza akabinde arabamı aldırdı, anlaşmalı garajda tamirini yaptırıp teslim etti...


Kendisine buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum...

10.12.11

Jacaranda Workshop & Kibera Paper

Evet, buralardayım.... Evet, yazıyorum yazmasına da blogum için değil, başka bir proje için. Size daha önce bir kitap projem olduğundan bahsetmiş miydim? Bahsetmediysem eğer şimdi bahseyim. 12 Afrika ülkesini içeren bir gezi kitabı üzerinde çalışıyorum uzun bir zamandır. Az kaldı, yüzdüm, yüzdüm kuyruğuna geldim ama hani finişe yaklaşırken bir yorgunluk, bir bezginlik yaşanır ya, işte bir süredir o bezginlik var-dı üzerimde. Nihayet silkinip o bezgin Bediş halimi attım üzerimden ve tekrardan aldım elime kalemi.




Blogumu daha fazla ihmal etmeye HAYIR diyorum ve son gezilerimden birini sizinle paylaşıyorum.

Uzun zamandır frankofonların kulübü Nairobi Accueil'ün düzenlediği gezilere de katılmamıştım. Nairobi’den taşınmaya kısa bir süre kala şimdiye kadar gezmeye fırsat bulamadığım ilginç yerlere gitmeye karar verdim.

Ve ilk ilginç yer durağımız “Atölye Jakaranda / Jacaranda Workshop”.
Fransız hanımlar ve arkadaşım Nihan ile sabahın köründe bu atölyeye doğru yola çıkıyoruz.
“Atölye Jakaranda” Özel Jakaranda Okul’undan mezun olan zeka engelli gençlere eğitim ve iş imkanı sağlamak amaçlı 1982 yılında kurulmuş. Günümüze kadar 60 kadar Özel Jakaranda Okul’u mezununu eğitip, kendilerine güvenlerini kazanmalarını ve sosyal hayata entegre olmalarını sağlamış. Atölye iş bulmakta zorlukla karşılaşabilecek bu gençleri istihdam ediyor. Hedef zeka engelli bu gençlerin el becerilerini geliştirmelerini ve genellikle down sendromlu ve otistik genç zanaatkarların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamak.
Gençlerin üretimi seramik takılar sadece Kenya içinde değil yurtdışına da pazarlanmakta. Kuzey Afrika’da Mennonite Kilisesi dünyada özellikle zeka engelli insanların üretimi ürünleri satın almakta. The Body Shop Internatiomal da atölyenin üretimi pirinç saç tokalarından satın almakta.

Kısa briefingden sonra atölyeyi geziyoruz.
Gençler seramik atölyesinde bisküvi fırınından çıkmış seramikleri sır kazanına batırıp, ikinci pişirin için hazırlıyorlar. Diğer tarafta bir grup sırlanıp renklendirilmiş seramik boncuklarla kolye yapıyorlar. Fotoğraflarını çekip gösterince öyle içten seviniyorlar ki insanın sarılıp öpesi geliyor. Başlarındaki yetkili gençlere her işlemi defalarca anlattıklarını, ancak ertesi gün atölyeye geldiklerinde hepsini unuttuklarını söylüyor. Her gün sil baştan yapıp her işlemi tekrar tekrar anlatıyorlarmış. Ancak her yaptıkları kolye için kazanacakları bedeli asla unutmuyorlarmış. Ne kadar fazla kolye o kadar kazanç demek. Dolayısıyla asla hasta olmuyorlar, ya da hasta numarası yapıp işi asmaya kalkmıyorlar. Kendilerini işlerine kaptırmış gençler çok güler yüzlüler. Çoğu sorduğumuz sorulara tam cevap bile veremiyor ama işlerini layığıyla yapıyorlar.
Seramik atölyesinden diğerine, pirinç tellerle ve pirinç zincirlerle kolye, bilezik ürettikleri atölyeye geçiyoruz. Az ilerideki genç pirinç plakaları dövüyor, diğeri zincir yapıyor, bir diğeri hazırlanmış zincirleri zımpara ile parlatıyor, az ilerideki masada da son aşama, tek tek ürünleri tam mamul haline getiriyorlar.
Kısacası burası zihinsel engelli (down sendromlu veya otistik) gençlerin çalıştığı bir atölye. Atölyede çalışırken bu gençlerin mutlulukları gözlerinden okunuyor. Onlar hayata kazandırılmış zihinsel engelli, pırıl pırıl gençler. Onlara bakarken içimde bir acı hissetmiyorum, tam tersine seviniyorum eğitim almış olmalarına, sevdikleri bir işleri olduğuna, onları düşünen, etraflarında onlar için güzel bir hayat dizayn eden kişiler olduğuna.

Atölye Jakaranda insanı heyecanlandıran, gerçekten müthiş bir proje.

Atölye Jakaranda'ya tarafımızdan yapılacak yardım bölümüne, yani alış veriş kısmına geçiyoruz. Nihan'ın da benim de hem kolye hem kemer olarak kullanılan seramik ve pirinç halkaların birbirine geçmesiyle yapılmış aksesuar çarpıyor gözümüze. Yetkili hanım bütün aksesuarların dizaynlarının kendisinin yaptığını bu elimizdeki modelin de son kreasyonu olduğunu söylüyor. Hemen birer tane ediniyoruz. Diğer hanımlar da üçer, beşer satın alıyorlar kolyelerden, bileziklerden.
Bu da benim kendime seçtiğim ve beğeniyle taktığım uzun kolye, kısa ikili kolye veya kemer olarak kullanılan multi-fonksiyonlu takım. Ne de güzel yapmışlar ama değil mi?


İstanbul’da yaşarken bir dönem seramikle uğraşmış, hayli de keyif almıştım. Keşke diyorum, keşke bir kaç ay içinde Nairobi’den taşınmak zorunda olmasam da Atölye Jakaranda’da gönüllü olarak bu gençlerle birlikte çalışabilsem.






“Atölye Jakaranda”nın hizmet verdiği arazi ve bina Nairobi Rotary Kulübü tarafından sağlanmış. Gerek Nairobi Rotary Kulübü’nü, gerekse özveriyle çalışan Atölye Jakaranda gönüllülerini en çok da Atölye Jakaranda’da çalışan o sevimli gençleri bu başarılarından ötürü kutluyorum.

Aynı gün ikinci durağımız “Kibera Paper”.






Kibera Paper Card Project / Kibera Kartpostal Projesi kilise temelli bir organizasyon. Bu proje 2001 yılında Nairobi’nin en büyük gecekondu mahallesi Kibera’nın yakınlarında hizmete girmiş.

“Kibera Paper” Nairobi’deki ofislerin bağışladığı kullanılmış kağıt ve gazetelerin su ile hamur haline getirilmesiyle oluşturulan hamurun işlenmesi sonucunda elde edilen dönüşüm karpostallarla işleyen bir proje.






Proje yetkilisi bize sistemin nasıl işlemekte olduğunu örneklerle gösteriyor. Önce ortaya içi su dolu büyücek bir leğen geliyor. Daha önceden su ile hamur haline getirilmiş ve renklendirilmiş kağıt hamurundan bir parça koparıp elindeki eleğe koyup önündeki leğenin içindeki suya daldırıyor. Eleğin içinde ayrışan hamurdan fazla suyu elindeki bezlerle tampon yapıp alıyor. Suyun yeterince alındığına kanaat getirince elek şeklindeki dikdörtgen kağıdı bezin üzerine çıkarıyor. Yine bezle kağıt üzerindeki su fazlasını alıp güneşe kurumaya bırakıyor. Bu dönüşüm kağıtlar kuruduktan sonra maharetli ellerle üzerleri süslenerek tebrik kartına dönüştürülüyorlar.


Üretimi öğrendikten sonra yine alış veriş kısmına geçiyoruz. Eh, tam da Noel ve Yeni Yıl yaklaşıyor. Önümüze getirdikleri kutular dolusu Noel ve Yeni Yıl temasıyla süslenmiş kartpostallardan seçmekte zorlanıyoruz.

Kibera’da yaşayan bekar anneler, dul kadınlara destek amaçlı kurulmuş Kibera Paper. Kullanılmış kağıtlardan dönüşüm kartpostallar üreten kadınlar kendilerini geçindirecek miktarda gelir elde etmekteler. 6 kadın işçiyle yola çıkan proje günümüzde 24 kadına ekmek kapısı.
Kibera Paper Projesi’nin misyonu Kiberalı kadınlara hayatlarını el becerileriyle nasıl kazanacaklarını öğretmek, onlara ve ailelerine katkıda bulunmak, onların gelir seviyelerini yükseltirken kendilerine güvenlerini kazandırmak ve yeni şeyler öğrenmenin önemini vurgulamak. Kibera Paper Projesi’nde çalışan kadınlar artık temel ihtiyaçlarını karşılayabilmekteler, çocuklarına eğitim imkanı sağlamaktalar, evlerinde her gün sıcak yemek pişmekte. Parayla ölçülemeyecek kadar önemli kazandıkları kendilerine güvenleri ise cabası.
Afrika'da hayal gücüne sınır yok. Yokluk içinde insanın hayal gücünün daha iyi işlediğine güzel bir örnek Kibera Paper. Bir bakıyorsunuz bizim yüzüne bile bakmadığımız şeylerle yeni yeni şeyler üretmişler, hatta üretmekle kalmayıp bunun ticaretini yapmaya başmamışlar.


Kenya’da nereye kafanızı çevirseniz kâr gütmeyen sivil toplum kuruluşları ve bu kuruluşlarda çalışan gönüllülerle karşılaşıyorsunuz. Her biri ayrı ayrı hayran olunası işlerle meşguller.
Hepsinin yolu açık olsun!

31.10.11

Cennetten bir köşe - Malindi...

Cenneti tasvir edebilir misiniz?


“Kim biliyor ki tasvir edebilsin?” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak cennetin de, cehennemin de içimizde olduğunu, cenneti veya cehennemi yaşamanın tamamen bizlerin elinde olduğunu unutmamalıyız.


2008 yılında Angola’da Afrika’nın mütena cennet köşelerinden biri Ria Longa’yı tanımıştık bir gezimizde. “Ria Longa“ dünyanın cennet köşeleri listemizdeki halen 1 numarayı kimseye kaptırmadı. Ancak bugüne kadar listede 2. sıraya oturmaya layık diğer cennet köşeyi bir türlü bulamazken Kenya’dan ayrılmaya kısa bir süre kala nihayet keşfettik. Geç olsun güç olmasın demişler.


Evet, Afrika’da cennetten 2. köşe “Che Shale”.

İngiliz şair Jhon Milton 17. yüzyılda yazdığı epik şiiri “Paradise Lost/Kayıp Cennet”de Eden Bahçesi’nin, yani cennetin Adem ile Havva’nın ellerinden nasıl da kayıp gittiğini uzun uzun anlatır. Ben ise sizlere cennetin yeryüzünde var olduğunun ispatı, Kenya’nın kıyı şehri Malindi’de ki cennetten bir köşe Che Shale’den bahsetmek istiyorum.


Che Shale’ye vardığımızda resepsiyonda hindistancevizi kokteyliyle karşılanıyoruz. Sahibi mama Vanessa ve oğlu Austin İskoçya/İngiliz orijinli ancak 3 kuşaktır Kenya’da yaşıyorlar. Dedesi 1912 yıllında Kenya’ya gelip yerleşen kolonislerden. “Nerelisiniz?” diye sorduğumuzda “Kenya’lıyız” diye cevap veriyorlar. Kısaca onlar artık beyaz Kenyalılar. Eşiyle aşık oldukları Malindi kıyısında yarattıkları kendi cennetlerini turizme açmışlar. Günümüzde oğlu ve oğlunun Fransız kız arkadaşı Isabelle ile birlikte işletiyorlar bu cennetten köşe Che Shale’yi.



Bandamızın hazırlanmasını beklerken kısa bir keşif turuna çıkıyoruz. Resepsiyonun hemen karşısı 10 metreden yüksek hasır çatılı, duvarı, penceresi olmayan, sadece ağaç kütükler ve hasırlarla inşaa edilmiş restoran, bar. Yerler söylemeye gerek yok hasır. Restoranın önünde denize nazır puf minderli bir teras. Plajda yine aynı doğal materyaller kullanılarak inşa edilmiş minik bir bar. Kıyıdaki kocaman salıncak yatak da hayli keyifli görünüyor. Sahile serpilmiş ahşap şezlongların zeminine hindistancevizi ağacının yapraklarından yapılmış saç örgüler gerilmiş. Az ileride yerlere kadar uçuş uçuş beyaz kumaş kapılı bir bandanın üzerinde “massage” yazıyor. Hint Okyanusu ve hindistancevizi ağaçları manzaralı bu banda da masaj hayli keyifli olsa gerek. Sahil uçsuz bucaksız, çevrede Che Shale’den başka yerleşim yok gibi. Biraz daha ileride bir ağaca iliştirilmiş “Kitesurf School” paneli bizi kendine çekiyor ama bandamıza yerleşme zamanı. Hele bir yerleşelim sahili, kitesurfü, denizi, salıncak yatağı, vs hepsini tek tek keşfedeceğiz.




9 bandadan 2’si, yani tuvaleti ve duşu içinde olanı delux banda diye adlandırılıyor. Diğer bandalar ise duş ve tuvaletleri ortak kullanıyorlar. Biz şu iki delux bandadan adı “Shakwe” olanına konuşlanıyoruz. Bandaların ağaç gövdeli konstrüksiyonlarının arasındaki hasır paneller duvar, bandanın tam orta noktasında hayli kalın, yaklaşık 5 metre yüksekliğindeki ağaç gövde ise taşıyıcı görevi görüyor. 2.5 metre yüksekliğindeki duvarlarla çatı buluşmuyor, bu da bandanın içinin her daim havalanmasını sağlıyor. Üzeri saz çatıyla örtülü bandanın önündeki koca terasda üzeri koca koca yastıklı iki köşe ahşap koltuk delux bandanın lükslerinden bir diğeri. Odanın ortasında yaklaşık 2.5 x 2.5 metre boyutunda King size’ın da ötesinde, kocaman bir yatak ve üzerinde yerlere kadar tülden cibinlik. Köşedeki duvara monte ahşap üçgen masanın üzerinde hasırdan bir sepet içinde müşterilerin kullanımı için olduğuna dair bir not iliştirilmiş Kenya’nın bilinen markası Kikoy’dan iki adet peştemal. İki adet değişik marka sinek kovar ya da savar sprey ile gece yarısı elektrikler kesildiğinde kullanılmak amaçlı el fenerleri yatağın iki kenarındaki minik sehpaların üzerinde. Camsız pencerelerin dışındaki gündüz yukarı rulo yapılıp toplanan hasırlar geceleri açıldığında pencereleri kapatıyor. Keza bandanın kapısı da aynı şekilde tepesinde rulo yapılan hasırın akşamları açılmasıyla kapanmış oluyor. Tabi ki hasır kapıda boşuna kilit aramıyoruz. Terasdaki puf puf minderli koltuklarda otururken çatı yapımında ahşap karkas üzerine kat kat saz panellerden pratik bir hesapla yaklaşık 5.000 adet kullanıldığını hesaplıyoruz. Buraya gelmeden 14 gün önce Kenya’nın Somali’ye sınır şehri Lamu’daki evinden kaçırılan Fransız Marie’nin ölüm haberini aldık. Marie’nin de evi aynı bizim banda gibi kapısız, bacasız, daha doğrusu hasır kapılıydı. Malindi Lamu arası yaklaşık 300 kilometre ama yine de gece vakti piratlar gelip bizi kaçırsa hiç kimsenin ruhu duymaz diye düşünmeden edemiyorum. Sabah Isabelle bizden özür diliyor. “Hayırdır?” diyorum. Meğer bugün beni kitesurf yapılan yere kadar takip edip bekleyen Mango isimli şirin köpek gece hasır kapımızı iteleyerek bandamıza girmiş ve geceyi bizim yatağın altında geçirmiş. Kime niyet kime kısmet? Ben Somalili piratları beklerken meğerse Mango olmuş misafirimiz. Ruhumuz duymamıştı halbuki. İsabelle artık akşamları Mango’yu bağlayacağını söylüyor ancak bizim gönlümüz razı olmuyor. Akşam ihtimal davetsiz misafirlere karşı uykuya geçmeden önce gerekli tedbirleri alıp hasır kapının arkasına bavul, çanta ve ahşap tabureden oluşan barikatı yığıyorum. Sonuç; Mangosuz geceler.
Eşeklerin arkasına bağlı ahşap arabalara yüklü sarı bidonlarda taşıyorlar artezyen kuyusundan çıkardıkları suyu. Kuyudan çıkartılan su kaynatıldıktan sonra odalara borular vasıtasıyla veriliyor. Kuyuya deniz suyu karıştığı için biraz tuzlu, şampuan ve sabun pek köpürmüyor. Olsun, bu kadar kusur kadı kızında da bulunur.


Geçen hafta Malindi’ye çok yağmur yağmış. Bu hafta hava günlük güneşlik, hayli şanslıyız. Ancak yağışlı havanın akabinde sivrisinekler sahile akın etmişler. Benimle de hayli içli dışlı oldular. 4 günün sivrisinek bilançosu 25 ısırık. Su içtiğimde vücudum elek gibi kol ve bacaklarımdan su kaçırır durumdayım. Uzun yıllardır Afrika’da yaşadığımızdan ve sıtma ilaçlarının uzun soluklu kullanımında gözardı edilemeyecek yan etkileri olduğundan sadece sinek kovar spreylerle korunuyoruz. Ancak bu sefer sinek kovucular bile bana mısın demiyorlar. Buradaki sinekler hayli yüzsüz çıktılar. Nairobi’nin denizden yüksekliği yaklaşık 1800 metre olduğu için ve sıtma virüsü taşıyan sivrisinekler bu yükseklikte yaşamadığı için herhangi bir korkumuz yok bu konuda. Ancak Kenya’nın kıyısına gelindiğinde hayli dikkatli olunmalı, şakası yok. Neyse Nairobi’ye dönüşte gereğini düşüneceğim. Hava durumuna geri dönersek eğer ilk gün rüzğar fena değil. Öğle yemeği akabinde Yves kaldığı yerden kitesurf eğitimine devam ediyor. Ben yine kitesurfe başlama konusunda çekimserim. Gün batımına yakın Che Shale’nin bulunduğu uçsuz bucaksız sahilde yürüyüşe çıkıyoruz. Yükselen suların altında kumlar altın gibi ışıl ışıl parlıyorlar. Denizin vurduğu sahilde yürürken bıraktığımız ayak izlerinin altından deniz minareleri yüzeye çıkıyorlar. Sahil sanki kıvıl kıvıl hareket ediyor. Denizin tekrar sahili yalamasıyla deniz minareleri de tekrar kumların altında gözden kayboluyorlar. Malindi’nin sahili hayli bakir, etrafta hindistançevizi ağaçlarının arkasına saklanmış bir kaç ev dışında yerleşim yok. Mombasa ve Diani sahilindeki insanı sık boğaz eden satıcılardan da eser yok burada. Bandamıza dönüşte sahilde kite-cahrio (uçurtma ile idare edilen 4 tekerlekli araba) yapan biriyle karşılaşıyoruz. Diğer köşede köylü bir çocuk sahilin kenarındaki yeşilliklerde hayvanlarını otlatıyor.


Sırat köprüsünden geçemeyenler için altından geçme imkanı bile düşünülmüş...


Che Shale’de herşey doğal. Bandalar arasındaki kum yolların kenarlarına bordür olarak hindistancevizi kabukları döşenmiş. Restoranın önündeki terasta koca minderlerin dayandığı koltuk eski bir yerli dhowdan (tekneden) yapılmış. Yeri kum kahvaltı mekanındaki ahşap bank ve masaların üzerindeki çardakla kaplı. Sabah tropik mevye tabaklarımızla kahvaltı ederken az ilerideki yüksek ağacın dallarına yuvalarını yapmış yüzlerce kuş yuvalarından başlarını çıkartarak bize güzel güne merhaba konseri veriyorlar.



Kuşlar sabah konseri sırasında...


Nihayet kitesurfe başlamaya ben de karar veriyorum. Önce minik uçurtmayı rüzgarda nasıl kontrol edeceğimi öğreniyorum. Ardından büyük uçurtmayı kurmayı ve ardından uçurmayı öğreniyorum. Bütün bu öğrendiklerimi akabinde denizde deniyorum. Ertesi gün denizde rüzgarın gücü ve uçurtmanın marifetiyle “body dragging”, yani denizde sürükleniyorum. Başta hem uçurtmayı kontrol edip hem de istediğim yönde sürüklenmek biraz zorlasa da bir iki denemeden sonra alışıyorum.



Kite ı kurmayı öğreniyorum...




Uçtu uçtu kite uçtu...


Yan gözle Yves’e bakıyorum olayı kapmış vızır vızır kitesurfüyle gidip geliyor.



Veee, başardı...


Çok yıllar önce Yves’in snowboard yapışını gören bir arkadaşım “Ben de Fransız olsaydım ben daha da alasını yapardım.” demişti. Bu hayli ilginç yoruma gülümsemiştim. Aklıma gelince yazmadan duramadım. Ha şimdi anladım ben neden kitesurfe başladım bu yaştan sonra. Kıyısından köşesinden azıcık Fransız sayıldığım için ben de bu mereti başarırım diye düşündüm herhalde. Şaka bir yana bir gün daha kalabilseydik kite+board ikilisini denizde deneyecektim ama yarın sabah Nairobi’ye dönüyoruz. Neyse, buraya bir daha gelmek için bir nedenimiz daha var bu durumda.


Bu kadar spor üzeri 5:00 çayını ve deniz kenarındaki şezloglarda keyif yapmayı hak ediyoruz. Akşam yemeği seçimimiz için elinde menüsü ve belinde Kikoy peştemalıyla bir garson çıka geliyor. Seçimimizi yapıp kaçta yemek istediğimizi de belirtiyoruz. Tam da istediğimiz saatte akşam yemeğimiz hindistancevizinin tepesi kesilerek yapılmış vazo içinde fuşya rengi begonviller ve mum ışığı eşliğide hazır bizi bekliyor.


Cennetten köşe Che Shale’de geçirdiğimiz 4 günlük tatilin bilançosu hayli kalabalık.

Bu bilançoda hayli önemli yere sahip sivrisineklere karşı mı ne yaptık? Nairobi’ye döner dönmez 1 hafta boyunca sıtmaya karşı geniş spektrumlu bir antibiyotik kullandık. Sıtmaya karşı 6 senede ilk defa ilaç kullanıyoruz. Umarım ilk ve son olur, bir daha kullanmak durumunda kalmayız.


Yeryüzündeki cennetinizi sizin de bulmanız temennisiyle hoşça kalın!...