6.7.15
Kadın Olmak Afrika'da Daha da Zor!
10.11.14
3.3.14
Dinin küresel politikalara nasıl alet edilebildiğine güzel bir örnek....
18.2.14
Gergedan Russelas'dan insanlara mektup....
4.2.12
Sudan'da savaş çanları kimin için çalıyor...
Sudan'ı yüzlerce milyon dolar değerinde petrol çalmakla suçlayan Güney Sudan hükümeti, geçen ayın sonlarında ülkedeki 900'den fazla kuyuyu kapatarak petrol üretimini durdurmuştu."
Haber kaynağı: Dünyabülteni.net 04/02/2012
31.1.12
3 vakte kadar bize yol göründü...
Hangi ülkeye tayinimiz çıktığından bahsetmeden önce sizlere hangi ülkeler olabilirdi, bu süreç içinde ne kararlar çıktı, hangi kararların üzerine çizik atıldı ve nihai ülkeye karar kılınana kadar hangi ülkelere düşünce gücüyle gittiğimizi, o diyarlara ayak basmadan önce kendimizi o ülke koşullarına nasıl hazırladığımızı, ardından değişen kararla diğer ülkeye yine düşüncelerimizde adapte olmaya çalıştığımızı bahsedeyim biraz. Gidebileceğimiz ülkeler içinde Etiyopya, Umman, Kuveyt, Abu Dabi ve Rusya vardı. İlk karar Etiyopya'yı büyük bir sevinçle karşıladık. Kenya'nın kuzey komşusu Etiyopya'ya defalarca gitmiş ve hatta insanından, kültüründen, doğasından çok etkilendiğimiz Etiyopya ile ilgili "İnsanlığın Beşiğine Yolculuk" adı altında sanırım 8 bölümlük bir yazı dizisi yayınlamıştım blogumda. Ancak bu sevincimiz kısa sürdü, yani kursağımızda kaldı. Ani bir karar manevrasıyla bizim rota Rusya'nın başşehri Moskova'ya çevrildi. 1996 senesi Ağustosunda 3 hafta kaldığım ve tarihinden, kültüründen hayli etkilendiğim Moskova'da 3 seneliğine yaşamak hayli ilginç gelse de kararı duyduğum an Moskova'nın o kemiklere işleyen kış aylarının soğuğunu bizzat ruhumda hissettim. 6 senelik Afrika'nın o insanı sarıp sarmalayan sıcacık havasından sonra Moskova açıkçası bize hiç de cazip gelmedi. Gerçi insan herşeye alışıyor. Bu karara da kısa süre içinde alışıp kendimi soğan kubbeleri fotoğraflarken imgeledim. Bu düşünce beni hayli de mutlu etti. Hatta Moskova'nın o eşsiz, sanat eserinden farksız metrosunda dolaştım hayallerimde. Hele en güzel hayalim Kızıl Meydan ve hemen dibindeki tarihi alış veriş merkezi GUM ile ilgiliydi. Oradaki mağazaları gezip, hediyelik eşyalar satın alacaktım. Neyse karar resmi olarak açıklanmadığı için içimizde yine de sıcak diyarlarda kalacağımıza dair halen bir umut vardı. Bekle bekle, sıkıntılı bir süreç sonunda nihayi karar verildi veeeeeeeeee biz 1 Mayıs itibariyle ETİYOPYA'nın başşehri Addis Ababa'ya taşınıyoruz.
Yuppiiiiiii bu fotoğraf karelerime yenilerini ekleyebilirim artık.........
Karar resmileştikten sonra annemi arayıp, "Anne karar çıktı, Afganistan'a taşınıyoruz!" dediğimdeki şoku düşünebiliyor musunuz? Tamam, farkındayım tam bir eşek şakası, ama fazla uzatmadım, tadında bıraktım, tabi böyle bir şakanın tadı tuzu varsa eğer :-).
30.1.12
Az empati, birazcık hümanist yaklaşımla başkalarının hayatlarına minik dokunuşlar...
Kenya'da eğitim sisteminden biraz bahsetmek istiyorum sizlere.8 senelik ilköğretim hizmetini devlet vatandaşına bedava sağlıyor. Ancak ilköğretimden sonra lise ve üniversite eğitiminize devam edebilmeniz için paranız olması gerekiyor. Aksi takdirde eğitim kapıları suratınıza küt diye hızla kapanıyor. Gerçi iki dönemdir Kenya Başkanlığı yapan Mwai Kibaki yönetime gelene kadar ilköğretim de paralıymış. Eh, yapsın liseyi de bedava da göreyim onu. Hem diyorsunuz beyazlar geliyor, en iyi işlerde onlar çalışıyorlar. Eeee, vatandaşına sen eğitim imkanını sağlamazsan tabi ki mzungunun (beyaz adamın) know-how'ına mecbursun. Hiç sızlanma bu durumda!
7.1.12
19.12.11
Ekvator'da Su Deneyi...
Yolumuz üzerinde Manço’nun programındaki panonun aynını görünce arabayı durdurup hemen kendimi aşağıya attım. Manço’nun program çekimleri Kenya Dağı eteklerindeki minik şehir Nanyuki’de yapılmıştı. Bir yerliyle birlikte bu bizim gördüğümüz panonun benzerinin altında suyun dönüş yönüyle ilgili bir test yapmışlardı. Panonun güneyinde yani Güney Yarımküre’de uyguladıkları testte kabın içindeki su saatin tersi yönüne, 1 metre ileriye, Kuzey Yarımküre’ye geçip aynı testi uyguladıklarında suyun saat yönünde döndüğünü görmüştük. Ya tam Ekvator çizgisinde ne oldu? Su yine akmaya devam etti ama durgun bir şekilde, sağa ve sola dönmeden.
Aslında bu durumun sihirle, Afrika’nın kara büyüleriyle hiçbir alakası yok. Fransız matematik ve fizikçi Gustave Gaspard Coriolis 19. yüzyılda bu mucizevi olaya bilimsel bir açıklama getirmiş. Demiş ki “Dönen yer kürenin yüzeyi üzerinde hareket eden hava, kuzey yarım kürede hareket yönünün sağına, güney yarım kürede soluna saptırır.” Bu saptırma gücüne de Coriolis kuvveti denmiş.
11.12.11
Jamhuri Day / Cumhuriyet Günü
Kenya'da Jamhuri Günü ülkede deprem de olsa, kuraklık da olsa, sel ortalığı silip süpürse de hep kutlanıyor ve kutlanacak. Hükümet asla iptal etmiyor uluslarının birliğini temsil eden böylesine önemli bir kültür mirası bayramı. Hiç iptal edilir mi, hangi akla sığar atalarının kanlarıyla kazanılmış böylesine önemli bir zaferin kutlamasının iptali?
Nairobi'ye Nihayet Yaz geldi...
10.12.11
Jacaranda Workshop & Kibera Paper
Fransız hanımlar ve arkadaşım Nihan ile sabahın köründe bu atölyeye doğru yola çıkıyoruz.
“Atölye Jakaranda” Özel Jakaranda Okul’undan mezun olan zeka engelli gençlere eğitim ve iş imkanı sağlamak amaçlı 1982 yılında kurulmuş. Günümüze kadar 60 kadar Özel Jakaranda Okul’u mezununu eğitip, kendilerine güvenlerini kazanmalarını ve sosyal hayata entegre olmalarını sağlamış. Atölye iş bulmakta zorlukla karşılaşabilecek bu gençleri istihdam ediyor. Hedef zeka engelli bu gençlerin el becerilerini geliştirmelerini ve genellikle down sendromlu ve otistik genç zanaatkarların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamak.
Gençlerin üretimi seramik takılar sadece Kenya içinde değil yurtdışına da pazarlanmakta. Kuzey Afrika’da Mennonite Kilisesi dünyada özellikle zeka engelli insanların üretimi ürünleri satın almakta. The Body Shop Internatiomal da atölyenin üretimi pirinç saç tokalarından satın almakta.
Gençler seramik atölyesinde bisküvi fırınından çıkmış seramikleri sır kazanına batırıp, ikinci pişirin için hazırlıyorlar. Diğer tarafta bir grup sırlanıp renklendirilmiş seramik boncuklarla kolye yapıyorlar. Fotoğraflarını çekip gösterince öyle içten seviniyorlar ki insanın sarılıp öpesi geliyor. Başlarındaki yetkili gençlere her işlemi defalarca anlattıklarını, ancak ertesi gün atölyeye geldiklerinde hepsini unuttuklarını söylüyor. Her gün sil baştan yapıp her işlemi tekrar tekrar anlatıyorlarmış. Ancak her yaptıkları kolye için kazanacakları bedeli asla unutmuyorlarmış. Ne kadar fazla kolye o kadar kazanç demek. Dolayısıyla asla hasta olmuyorlar, ya da hasta numarası yapıp işi asmaya kalkmıyorlar. Kendilerini işlerine kaptırmış gençler çok güler yüzlüler. Çoğu sorduğumuz sorulara tam cevap bile veremiyor ama işlerini layığıyla yapıyorlar.
Kısacası burası zihinsel engelli (down sendromlu veya otistik) gençlerin çalıştığı bir atölye. Atölyede çalışırken bu gençlerin mutlulukları gözlerinden okunuyor. Onlar hayata kazandırılmış zihinsel engelli, pırıl pırıl gençler. Onlara bakarken içimde bir acı hissetmiyorum, tam tersine seviniyorum eğitim almış olmalarına, sevdikleri bir işleri olduğuna, onları düşünen, etraflarında onlar için güzel bir hayat dizayn eden kişiler olduğuna.
Aynı gün ikinci durağımız “Kibera Paper”.
“Kibera Paper” Nairobi’deki ofislerin bağışladığı kullanılmış kağıt ve gazetelerin su ile hamur haline getirilmesiyle oluşturulan hamurun işlenmesi sonucunda elde edilen dönüşüm karpostallarla işleyen bir proje.
Üretimi öğrendikten sonra yine alış veriş kısmına geçiyoruz. Eh, tam da Noel ve Yeni Yıl yaklaşıyor. Önümüze getirdikleri kutular dolusu Noel ve Yeni Yıl temasıyla süslenmiş kartpostallardan seçmekte zorlanıyoruz.
Kibera Paper Projesi’nin misyonu Kiberalı kadınlara hayatlarını el becerileriyle nasıl kazanacaklarını öğretmek, onlara ve ailelerine katkıda bulunmak, onların gelir seviyelerini yükseltirken kendilerine güvenlerini kazandırmak ve yeni şeyler öğrenmenin önemini vurgulamak. Kibera Paper Projesi’nde çalışan kadınlar artık temel ihtiyaçlarını karşılayabilmekteler, çocuklarına eğitim imkanı sağlamaktalar, evlerinde her gün sıcak yemek pişmekte. Parayla ölçülemeyecek kadar önemli kazandıkları kendilerine güvenleri ise cabası.
Afrika'da hayal gücüne sınır yok. Yokluk içinde insanın hayal gücünün daha iyi işlediğine güzel bir örnek Kibera Paper. Bir bakıyorsunuz bizim yüzüne bile bakmadığımız şeylerle yeni yeni şeyler üretmişler, hatta üretmekle kalmayıp bunun ticaretini yapmaya başmamışlar.
Hepsinin yolu açık olsun!
31.10.11
Cennetten bir köşe - Malindi...


İngiliz şair Jhon Milton 17. yüzyılda yazdığı epik şiiri “Paradise Lost/Kayıp Cennet”de Eden Bahçesi’nin, yani cennetin Adem ile Havva’nın ellerinden nasıl da kayıp gittiğini uzun uzun anlatır. Ben ise sizlere cennetin yeryüzünde var olduğunun ispatı, Kenya’nın kıyı şehri Malindi’de ki cennetten bir köşe Che Shale’den bahsetmek istiyorum.



9 bandadan 2’si, yani tuvaleti ve duşu içinde olanı delux banda diye adlandırılıyor. Diğer bandalar ise duş ve tuvaletleri ortak kullanıyorlar. Biz şu iki delux bandadan adı “Shakwe” olanına konuşlanıyoruz.
Bandaların ağaç gövdeli konstrüksiyonlarının arasındaki hasır paneller duvar, bandanın tam orta noktasında hayli kalın, yaklaşık 5 metre yüksekliğindeki ağaç gövde ise taşıyıcı görevi görüyor. 2.5 metre yüksekliğindeki duvarlarla çatı buluşmuyor, bu da bandanın içinin her daim havalanmasını sağlıyor. Üzeri saz çatıyla örtülü bandanın önündeki koca terasda üzeri koca koca yastıklı iki köşe ahşap koltuk delux bandanın lükslerinden bir diğeri. Odanın ortasında yaklaşık 2.5 x 2.5 metre boyutunda King size’ın da ötesinde, kocaman bir yatak ve üzerinde yerlere kadar tülden cibinlik. Köşedeki duvara monte ahşap üçgen masanın üzerinde hasırdan bir sepet içinde müşterilerin kullanımı için olduğuna dair bir not iliştirilmiş Kenya’nın bilinen markası Kikoy’dan iki adet peştemal. İki adet değişik marka sinek kovar ya da savar sprey ile gece yarısı elektrikler kesildiğinde kullanılmak amaçlı el fenerleri yatağın iki kenarındaki minik sehpaların üzerinde. Camsız pencerelerin dışındaki gündüz yukarı rulo yapılıp toplanan hasırlar geceleri açıldığında pencereleri kapatıyor. Keza bandanın kapısı da aynı şekilde tepesinde rulo yapılan hasırın akşamları açılmasıyla kapanmış oluyor. Tabi ki hasır kapıda boşuna kilit aramıyoruz. Terasdaki puf puf minderli koltuklarda otururken çatı yapımında ahşap karkas üzerine kat kat saz panellerden pratik bir hesapla yaklaşık 5.000 adet kullanıldığını hesaplıyoruz. 



Buraya gelmeden 14 gün önce Kenya’nın Somali’ye sınır şehri Lamu’daki evinden kaçırılan Fransız Marie’nin ölüm haberini aldık. Marie’nin de evi aynı bizim banda gibi kapısız, bacasız, daha doğrusu hasır kapılıydı. Malindi Lamu arası yaklaşık 300 kilometre ama yine de gece vakti piratlar gelip bizi kaçırsa hiç kimsenin ruhu duymaz diye düşünmeden edemiyorum. Sabah Isabelle bizden özür diliyor. “Hayırdır?” diyorum. Meğer bugün beni kitesurf yapılan yere kadar takip edip bekleyen Mango isimli şirin köpek gece hasır kapımızı iteleyerek bandamıza girmiş ve geceyi bizim yatağın altında geçirmiş. Kime niyet kime kısmet? Ben Somalili piratları beklerken meğerse Mango olmuş misafirimiz. Ruhumuz duymamıştı halbuki. İsabelle artık akşamları Mango’yu bağlayacağını söylüyor ancak bizim gönlümüz razı olmuyor. Akşam ihtimal davetsiz misafirlere karşı uykuya geçmeden önce gerekli tedbirleri alıp hasır kapının arkasına bavul, çanta ve ahşap tabureden oluşan barikatı yığıyorum. Sonuç; Mangosuz geceler. 
Eşeklerin arkasına bağlı ahşap arabalara yüklü sarı bidonlarda taşıyorlar artezyen kuyusundan çıkardıkları suyu. Kuyudan çıkartılan su kaynatıldıktan sonra odalara borular vasıtasıyla veriliyor. Kuyuya deniz suyu karıştığı için biraz tuzlu, şampuan ve sabun pek köpürmüyor. Olsun, bu kadar kusur kadı kızında da bulunur.
Geçen hafta Malindi’ye çok yağmur yağmış. Bu hafta hava günlük güneşlik, hayli şanslıyız. Ancak yağışlı havanın akabinde sivrisinekler sahile akın etmişler. Benimle de hayli içli dışlı oldular. 4 günün sivrisinek bilançosu 25 ısırık. Su içtiğimde vücudum elek gibi kol ve bacaklarımdan su kaçırır durumdayım. Uzun yıllardır Afrika’da yaşadığımızdan ve sıtma ilaçlarının uzun soluklu kullanımında gözardı edilemeyecek yan etkileri olduğundan sadece sinek kovar spreylerle korunuyoruz. Ancak bu sefer sinek kovucular bile bana mısın demiyorlar. Buradaki sinekler hayli yüzsüz çıktılar. Nairobi’nin denizden yüksekliği yaklaşık 1800 metre olduğu için ve sıtma virüsü taşıyan sivrisinekler bu yükseklikte yaşamadığı için herhangi bir korkumuz yok bu konuda. Ancak Kenya’nın kıyısına gelindiğinde hayli dikkatli olunmalı, şakası yok. Neyse Nairobi’ye dönüşte gereğini düşüneceğim. Hava durumuna geri dönersek eğer ilk gün rüzğar fena değil. Öğle yemeği akabinde Yves kaldığı yerden kitesurf eğitimine devam ediyor. Ben yine kitesurfe başlama konusunda çekimserim.
Gün batımına yakın Che Shale’nin bulunduğu uçsuz bucaksız sahilde yürüyüşe çıkıyoruz. Yükselen suların altında kumlar altın gibi ışıl ışıl parlıyorlar. Denizin vurduğu sahilde yürürken bıraktığımız ayak izlerinin altından deniz minareleri yüzeye çıkıyorlar. Sahil sanki kıvıl kıvıl hareket ediyor. Denizin tekrar sahili yalamasıyla deniz minareleri de tekrar kumların altında gözden kayboluyorlar. Malindi’nin sahili hayli bakir, etrafta hindistançevizi ağaçlarının arkasına saklanmış bir kaç ev dışında yerleşim yok. Mombasa ve Diani sahilindeki insanı sık boğaz eden satıcılardan da eser yok burada. Bandamıza dönüşte sahilde kite-cahrio (uçurtma ile idare edilen 4 tekerlekli araba) yapan biriyle karşılaşıyoruz. Diğer köşede köylü bir çocuk sahilin kenarındaki yeşilliklerde hayvanlarını otlatıyor.

Sırat köprüsünden geçemeyenler için altından geçme imkanı bile düşünülmüş...
Che Shale’de herşey doğal. Bandalar arasındaki kum yolların kenarlarına bordür olarak hindistancevizi kabukları döşenmiş. Restoranın önündeki terasta koca minderlerin dayandığı koltuk eski bir yerli dhowdan (tekneden) yapılmış. Yeri kum kahvaltı mekanındaki ahşap bank ve masaların üzerindeki çardakla kaplı. Sabah tropik mevye tabaklarımızla kahvaltı ederken az ilerideki yüksek ağacın dallarına yuvalarını yapmış yüzlerce kuş yuvalarından başlarını çıkartarak bize güzel güne merhaba konseri veriyorlar.
Kuşlar sabah konseri sırasında...
Nihayet kitesurfe başlamaya ben de karar veriyorum. Önce minik uçurtmayı rüzgarda nasıl kontrol edeceğimi öğreniyorum. Ardından büyük uçurtmayı kurmayı ve ardından uçurmayı öğreniyorum. Bütün bu öğrendiklerimi akabinde denizde deniyorum. Ertesi gün denizde rüzgarın gücü ve uçurtmanın marifetiyle “body dragging”, yani denizde sürükleniyorum. Başta hem uçurtmayı kontrol edip hem de istediğim yönde sürüklenmek biraz zorlasa da bir iki denemeden sonra alışıyorum. 
Kite ı kurmayı öğreniyorum...

Uçtu uçtu kite uçtu...
Yan gözle Yves’e bakıyorum olayı kapmış vızır vızır kitesurfüyle gidip geliyor.

Veee, başardı...
Çok yıllar önce Yves’in snowboard yapışını gören bir arkadaşım “Ben de Fransız olsaydım ben daha da alasını yapardım.” demişti. Bu hayli ilginç yoruma gülümsemiştim. Aklıma gelince yazmadan duramadım. Ha şimdi anladım ben neden kitesurfe başladım bu yaştan sonra. Kıyısından köşesinden azıcık Fransız sayıldığım için ben de bu mereti başarırım diye düşündüm herhalde. Şaka bir yana bir gün daha kalabilseydik kite+board ikilisini denizde deneyecektim ama yarın sabah Nairobi’ye dönüyoruz. Neyse, buraya bir daha gelmek için bir nedenimiz daha var bu durumda.
Bu kadar spor üzeri 5:00 çayını ve deniz kenarındaki şezloglarda keyif yapmayı hak ediyoruz. Akşam yemeği seçimimiz için elinde menüsü ve belinde Kikoy peştemalıyla bir garson çıka geliyor. Seçimimizi yapıp kaçta yemek istediğimizi de belirtiyoruz. Tam da istediğimiz saatte akşam yemeğimiz hindistancevizinin tepesi kesilerek yapılmış vazo içinde fuşya rengi begonviller ve mum ışığı eşliğide hazır bizi bekliyor.
Cennetten köşe Che Shale’de geçirdiğimiz 4 günlük tatilin bilançosu hayli kalabalık.
Bu bilançoda hayli önemli yere sahip sivrisineklere karşı mı ne yaptık? Nairobi’ye döner dönmez 1 hafta boyunca sıtmaya karşı geniş spektrumlu bir antibiyotik kullandık. Sıtmaya karşı 6 senede ilk defa ilaç kullanıyoruz. Umarım ilk ve son olur, bir daha kullanmak durumunda kalmayız.
