zanzibar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zanzibar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.12.08

Zanzibar (4)

Yolumuzun üstündeki "Butterfly Centre" / "Kelebek Merkezi"ne ugruyoruz. Kelebek Merkezi'ninde bilimsel çalismalarini sürdüren Iskoçyali idealist James bir senedir Pete köyünün yerlilerine hem is imkani sagliyor, hem de yok olmaya yüz tutmus kelebek cinslerini tekrar hayata baglamak için çalismalarini sürdürüyor. Biyoloji üzeri Cevre Koruma MBA tahsil etmis olan James kozalarin kelebek olana kadar muhafaza edildigi tel dolaplarin bulundugu, kelebeklerin yasayabilmesi için gerekli tüm bitki türlerinin yetistirildigi yapay minik ormanda her saniye kelebekleriyle içiçe yasiyor. James köylülere dogada bulup getirdikleri koza basina ödeme yapiyor ve ardindan bu kozalari alip özel bir yapiskanla tel dolaba asiyor, ta ki kozalardan kelebekler çikana kadar. Biz bu yapay ortami gezerken iki adet kelebek kozasindan çikmis ayaklarindan tepetaklak asili olarak tel dolaptan çikartilmayi bekliyordu. James itinayla kelebekleri dis ortama birakti, biz de fotografladik. Kelebek Merkezi'ni gezme bedeli (kisi basi 5$ karsiligi TSH) koza getiren köylülere ödeme ya da yapay ortami iyilestirme çalismalarinda kullaniliyor. Açikçasi bizden baska ziyaretçisi yoktu Kelebek Merkezi'nin. Daha fazla tanitim yapmalari gerektigini düsünüyorum merakli turistleri bu merkeze çekebilmek için. Bu merkez kurulmadan önce Zanzibar köylüleri kelebekleri öldürüyormus. Ancak bu merkez kurulduktan sonra kelebekleri katletmeyi birakmislar, hem de para kazanmaya baslamislar bu sayede.





Zanzibar'daki diger dogayi koruma projesi yine köylülere is imkani saglamayi ve ayni zamanda onlari dogayla ilgili bilinçlendirmeyi hedeflemis. Bu sefer proje kapsamindaki hayvan yilanlar. Bana pek sicak gelmese de yolumuzun üstünde olan bu projeye destek vermeden geçemedik. Lokal rehberimiz tek tek Zanzibar'da yasamakta olan yilanlari gösterip, hatta eline alip minciklayarak anlatti. Hep büyük yilanlarin zehirli olacagini düsünürdüm, ancak solucan boyutunda, dogada yesil rengiyle kolayca kamufle olabilicek türde yilanlarin çok zehirli oldugunu ögrendigimde bundan sonraki doga yürüyüslerimde kapali ayakkabi ve pantalon giymenin hayirli olacagina karar verdim.

Bir önceki yazimda yerli yapim yelkenlilerden yani dhowlardan bahsedecegime söz vermistim. , Zanzibarin yy.lardir ana karayla ulasimini saglayan dhowlar yerli halk tarafindan sekillendirilen agaç dallari hindistancevizi agacinin lifleri marifetiyle birbirine baglanarak yapilmis yy.larca. Günümüze gelene kadar asla çivi kullanilmamis dhow yapiminda. Dhowlarin günümüzde yapilis yöntemine bizzat yerinde sahit olmak üzere rotamizi Zanzibar'in kuzeyindeki dhow tersanesine çeviriyoruz. Hummali bir çalisma var tersanede. Halen ilkel aletlerin kullanildigina sahit oluyoruz tekne yapiminda. Bir teknenin yapimi yaklasik 3 ay sürüyormus. Satis bedeli yaklasik 3000 Euro. O kadar emege hayli uygun fiyat. Fotograflarini çekiyoruz tekne emektarlarinin ve adreslerini alip fotograflari gönderecegimize dair söz veriyoruz. Sahilde çocuklar parçalanmis bir dhow'un kadirgasi içinde oynuyorlar. Onlara paketin içinde kalmis son sekerleri veriyorum. Sevinçlerinden palendalar atip bize minik bir gösteri yapiyorlar.












Ertesi sabah dönüs yolundayiz. Bu sefer tercihimiz Zanzibar'dan Darüsselam Havaalani'na uçmak. Havaalani oldukça küçük. Havalandirma yok, varsa da yetersiz. Uçak gecikiyor, biz biraz paniklemeye basliyoruz, zira Dar'a indikten yaklasik 1,5 saat sonra Darüsselam'dan Nairobi'ye uçusumuz var. Neyse uçagin gelmesiyle tekrar havalanmasi neredeyse bir oluyor. Uçus yaklasik 20 dk kadar sürüyor.

Yüzümüzde güzel geçmis bir tatilin tebessümüyle uçagin penceresinden Zanzibar'a kusbakisi son bir kere göz atarken, "4 günde bitiremedik Zanzibar'i, tekrar gelmeliyiz." diyoruz...

Zanzibar (3)

Baharat Turu akabinde rotamiz Stone Town'a cephe takim adalardan yerel adiyla Changuu, popüler adiyla Prison Island (makalem içinde adi artik Prison Island olarak geçecek), Türkçe mealiyle Hapishane Adasi'ni kesfetmek üzere yerli yapim yelkenli teknelerden (dhow) birine biniyoruz. Dhow konusuna yazimin bir yerlerinde deginmeyi düsünüyorum, zira Zanzibar ile ilgili yazi dizimi dhowlardan bahsetmeden bitirmemin mümkünü yok. Neden mi? Biraz sabredin :-). Prison Island dahil oldugu takim adalar içinde turistler tarafindan en çok ziyaret edileni.

Eeee, biz de turistiz ya eksik kalmayalim dedik ve yola koyulduk.




Prison Island'in hikayesine gelince;

Tekne ile Stone Town'dan sadece 10 dk mesafede Prison Island. Adayi gezme bedeli kisi basi yaklasik 4$, tabiki ödeme lokal para birimiyle yapiliyor. Ada Araplarin egemenligi sirasinda köle tüccarlari tarafindan kurallara uymayan köleleri alikoymak için kullanilmis (bir nevi hapishane diyelim). Söz köle ticaretini de ele alacagim bir ara, yani sirasi gelince. 1890 yilinda, Ingiliz egemenligi sirasinda ise adada bir hapishane binasi insa edilmis. Ancak bina hiç bir zaman hapishane olarak kullanilmamis. Daha sonralari bina Zanzibar, Tanzanya (o zamanki adiyla Tanganika), Uganda ve hatta Kenya'ya gelen tüccarlarin bir süre karantina amaçli zoraki konaklatildigi bir misafirhaneye dönüsmüs. Günümüzde Prison Island, Stone Town'a uzaktan bakmak isteyenler, ya da 19. yy'da Seychelles Adalarindan ithal edilen dev kara kaplumbagalarini görmek, hatta beslemek isteyenleri kucakliyor. Aslinda sadece bununla da kalmiyor. Eger deniz alti ilginizi çekiyorsa ada çevresinde snorkel ve maske ile deniz dibindeki mercanlari ve rengarenk baliklari gözlemliyebiliyorsunuz. Biz deniz dibi arastirmamiz akabinde adanin beyaz pudramsi kumlarinda güneslendik bile üstelik.



Uzaktan bir dhow...


Prison Island



Prison Island'da hem kara kaplumbagalarini sevip, hem besleyip, hem de fotograflayan figoltx...




Prison Island, hapishanenin avlusu...

Sözlerimi tutma sirasidir simdi...


Son iki gün araba kiralayip kendi basimiza adayi kesfe çiktik. Ilk duragimiz Zanzibar'in kuzey batisinda yer alan Slave Chambers (Köle Odalari) ve Coral Caves'i (Mercan Magralari). Angola'da yasarken Transatlantik Köle Ticareti 'yle ilgili hayli doküman okumus hatta eski blogumda bununla ilgili bir yazi yazmistim. Kisacasi bu konu beni derinden etkiler. Afrika'nin batisindan, Yeni Dünya'da seker kamisi üretiminde çalistirilmak üzere yy.larca süren köle sevkinin Ingilizler tarafindan yasaklandigi tarihlerde Araplar köle ticaretine Afrika'nin dogu yakasindan gizlice devam ediyorlar. Arap ülkelerine Zanzibar, Stone Town üzerinden köleler tasiniyor. Bu ülkeler içinde Türkiye'nin de adini okudugumda içim daha da bir ciz etti. Tabi o zamanki adiyla Osmanli Imparatorlugu. Hatta çocuklugumda bana anlatilan bir hikayeyi hatirladigimda hüznüm daha da artti. (((Hikayeyi çocuklugumda bana anneannem anlatmisti. Anneannemin annesi, yani ninem (kendisi ben 9 yasindayken vefat etti) çocukken evlerinde bir zenci halayik (Osmanlıca çocuk bakıcısı veya hizmetçi olarak çalıştırılan zenci kadın köle, cariye) çalisirmis. Bir gün ninemin annesi Ferdane hanim ninemin üzerini degistirirken vücudundaki morluklari farkeder ve kisa bir hafiyelik sonunda cariyenin ninemi isirdigina sahit olur. O günden sonra Ferdane hanim eve kömürden baska kara renkli herhangi bir seyin girisini yasaklar. Ninem, hatirlarim ben çocukken Araplardan ve zencilerden korkardi. Demek nedeni buymus.))) Yilda yaklasik 30.000 köle Zanzibar'dan Arap ülkelerine dagiliyormus o dönem. Slave Chambers, yer altina tasin oylularak yapildigi, haremlik selamlik iki küçük odadan olusuyor. Minicik yerde insanlari balik istifi gibi yigip, hasta olanlari ölüme terkedip, dogal seleksiyon sonucu hayatta kalanlari gemilerle sevk ediyorlarmis Arap ülkelerine. Her hangi bir kontrol aninda da köleleri güzel giydirip, yolcu olduklarini söylemelerini tembihliyorlarmis. Mercan Magaralari'nda (Coral Caves) ise köleler suyun yükselmesine kadar bekletilip, magaranin Hint Okyanusu'na açilan agizina kadar yürütülüp gemilere bindiriliyorlarmis. 1873 tarihinde Ingiliz Kuvvetleri Sultan Barghash'e Köle Ticareti'ne son noktayi koydurtan antlasmayi zorla imzalatmis.


Coral Caves






Slave Chambers

Bu hazin hikayenin ardindan Slave Chambers'in az ötesindeki Mangapwani Beach'in (sahil) pudravari sahilinde güneslenip, denize girdik. Ardindan da sahildeki restoranda Zanzibar'in baharatlariyla terbiye edilmis piliç ile beyaz sarap. Cok mu açtik, yoksa bize mi lezzetli geldi piliç bilemiyorum? Ama, Zanzibar usulu zencefille piliç terbiye tarifini ögrenip uyguladim, sonuç hiç de fena degil.



Mangapwani Beach



Mangapwani sahillerini renklendiren yerli çarsaflilar. Az sonra çarsaflariyla deniz sefasi yapacaklar...


Cenem düstü yine, dolayisiyla Zanzibar yazi dizimin bir türlü sonuna gelemedim.

Kismet dördüncüye artik...

7.12.08

Zanzibar (2)

Hurumzi'de ögle yemegimizi yedikten sonra, Unesco tarafindan 1985 yilinda Dünya Miraslari Listesi 'ne katilan Stone Town turumuza devam ediyoruz. Esime "Simdiye kadar Unesco'nun belirledigi bir kaç Dünya Mirasi'ni görmek kismet oldu bize. Bundan sonraki seyahatlerimize bu listeyi elimize alip karar versek, ne dersin?" diyorum. O da "Hepsini görmeye ömrümüz vefa etmez ama, iyi fikir, deneyelim!" diyor. Yürürken gözümüze yol kenarina tezgahini kurmus bir ressam hünerini tuvaline döktürken takiliyor. Trafiğin soldan aktığı caddelerin yoğun tozla kaplı iki yanında bir yığın baraka. Bisikletli sayısı inanılmaz, kat kat yumurta paketi taşıyanlar bile var içlerinde. Yasli esnaf dükkanda oturmus gelen geçeni seyrediyor. Dükkanin hemen girisine asilmis Barack Obama'nin resminin basilmis oldugu örtü gözüme ilisiyor. Demek ki sadece Kenyalilar degil, Afrikalilarin çogu Obama'nin basarisindan dolayi gurur duyuyor. Yasli amcadan fotograf çekmek için izin istiyorum. Tabi ki kabul ediyor. Burada insanlar sakin, burada insanlar güler yüzlü. Turizmin onlar için önemini bildiklerinden mi, yoksa kültürlerinin bir uzantisi mi bu durum bilemiyorum. Ama her neyse ne, biz kendimizi evimizde hissediyoruz ya bizim için önemli olan da bu. Yolumuzun üzerindeki bir turizm acentasina ugrayip yarinki "Spice Tour" / "Baharat Tur"umuzu ayarliyoruz. Baharat turu buraya kadar gelip de yapilmazsa olmazlardan. Yolumuza devam ediyoruz. Eski suratlı daladalalarin (minibüslerin) içi tıklım tıklım. Hava yavas yavas kararmaya basliyor. Sagli sollu yol kenarina siralanmis seyyar saticilarin her çesit ivir zivirla dolu tezgahlari aksama hazirlik yapiyor. Gün batiminin son demlerini seyrederken buz gibi Klimanjaro biralarımızı yudumlamak ve gün batimini fotograf karelerimizde ölümsüzlestirmek üzere limanin yakinindaki Queen müzik grubunun unutulmaz solisti, Zanzibar dogumlu, asil adiyla Faruk Bulsara, bizim bildigimiz adiyla Freddie Mercury'nin adini tasiyan barda yerimizi aliyoruz.

Ertesi sabah - Baharat Turu:

Hindistancevizleri, papayalar, mangolar, mangrovlar ve banyanlarla gölgelenmiş bir yoldayız. Evlerin çoğu saz damlı, toprak duvarlı, bazıları kerpiçten, çatıları da teneke ya da eternit kaplı ama çogunun kapisi hayli satafatli. Şaşılacak bir biçimde süslü kapıların önünde çocuklar, ihtiyarlar. Kambur öküzler ağır ağır çekiyor çalı çırpı yüklü, iki tekerlekli arabaları. Bir bisikletli albenili kumaşları selesine sopalarla bayrak gibi tutturmuş gidiyor. Selesinde iki devasa balik tasiyan diger bir bisikletli dikkatimizi çekiyor. Arabayi durdurup iniyoruz. Fotograf çekmek için izin istiyoruz, ama nafile. Olsun, biz de bisikletin sahibi olmadan biz, baliklar ve bisiklet kompozisyonlu hatira fotograflarimizi çektiriyoruz, ardindan da ödememizi yapiyoruz tabi ki. Tahta karoserli, iki yanı açık otobüsler geçiyor yanımızdan. Baharat Turu yapacagimiz ormanlik arazi Stone Town'un kuzeyinde. 19.yy'da dünyanin en büyük karanfil üretimine sahip olan Zanzibar simdilerde üretimde birinciligi yakalayamasa da ihraç ettigi ürünler arasinda karanfil ilk sirada. Karanfil disinda üretimleri vanilya, tarçin, limon otu, kakule, küçük hindistancevizi ve daha bir çoklari. Ormana ulasmadan önce yoldan Baharat Turu rehberimiz Bura'yi aliyoruz. Bura diger adalilar gibi çok güler yüzlü. Ormana Bura'nin önderliginde daliyoruz. Ilk is Bura bizi zorlu bir sinava tabi tutuyor. Agaçlardan kopardigi parçalari bize koklatip, hangi baharat oldugunu bulmamizi istiyor. Sanirim gezimizin sonunda sinifi geçiyoruz. Hepsini bilmemize olanak yok, zira birçogu bizim Tük mutfagimizda kullanilmiyor. Agaçlardan koparilan tüm baharat parçalarini muz agacindan orada el maharetiyle yaptiklari çantamizin içinde toplayip ilerliyoruz. Ormanda yasayan yerli bir kadin çarpiyor gözüme, hayli yaslica, bekli de yasli degil ama hayat kosullari onu hizli yaslandirmis. Kucaginda bir bebek tasiyor. Uzaktan fotograf makinami gösteriyorum fotografini çekmek için. Kafasini onaylarcasina salliyor. Ben deklensöre basarken o bana yaklasiyor ve bir seyler söylüyor, ancak Swahilicem o kadar ileri degil, anlamiyorum. Bura yardimima kosuyor. Meger çektigim fotograflari görmek istiyormus. Gösteriyorum, "Asante sana" / "Tesekkür ederim" diyorum ve yürümeye devam ediyorum. Baharat Tur'u sirasinda o civarda yasayan çukulata tadinda çocuklarla karsilasiyoruz. Kucaginda minik kardesiyle bir abla gayet ciddi bir sekilde bana poz veriyor. Cocuklar ilk basta yadirgiyorlar bir mzungu'nun (beyaz insan) elinde kocaman bir fotograf makinasiyla onlarin fotograflarini çekmesini. Ancak, ardindan çektigim fotograflari görünce çocuklardan sevinç çigliklari yükseliyor. Ormanda ayrica tropik meyvelerin de nasil yetistigini, vs tüm bilgileri alip, baharat paketlerinden de satin alip turun en son kismi tropik meyvelerden tatma ve baharatlarla yapilmis çayimizi yudumlama kismina geçiyoruz. Degisik lezzetleri tadarken Bura hayallerinden bahsediyor bize. Ingilizcesi çok güzel, kendi kendine kitaplardan Fransizca'yi da sökmüs. Benden hatta bir kaç Türkçe kelime bile ögreniyor. Mesela karanfil Swahilice karafu demek. Benden Türkçesini ögrendikten sonra ne Ingilizcesini ne de Fransizcasini kullaniyor artik, sadece Türkçesini. Bura 23 yasinda maddi olanaksizliklardan dolayi liseden sonra okuyamamis. En büyük hayali egitimine devam etmek, insaat mühendisi olmak ve Ingiltere'ye kapagi atmak. Tahsilimi tamamlamadan gidersem sadece bulasik yikiyabilirim, ama egitimli gidersem is imkani dogar bana da diyor. O da gözünde Barack Obama'yi idollestirmis. O yaparsa ben de yaparim diyor.



Neden olmasin?


Karanfil


Ananasin böyle yetistigini bilmiyordum. Meyve toplandiktan sonra ayni bitki 6 ayda ancak yeni meyvesini yenecek hale getirebiliyor.



Kirmizi, yesil veya kirmizi biber. Ne zaman topladigina ve uygulanan isleme göre degisiyor...


Fredie Mercury meyvesi. Bu adi vermelerinin nedeni bu meyvenin feminen olmasi ve hanimlar tarafindan ruj olarak kullanilmasi.


Rehberimiz Bura Mercury meyvesini savas boyalari olarak suratina sürdükten sonra...


Bura ve çevrede yasayan çocuklar...










Spice Tour sirasinda bana modellik eden tüm yerli halka tesekkürler...

Zanzibar (1)

Dünyanin belki de en sicak, en samimi, en yoksul ama en güler yüzlü insanlarinin ülkesi Tanzanya'dayiz yine. Esimin Daüsselam'da iki günlük toplantisi akabinde bu sefer Tanzanya'nin adasi Zanzibar'a geçmeye karar verdik. Zanzibar'a feribot veya uçakla geçilebiliyor, ancak havaalanina gidis yolunda zaman kaybedecegimize Darüsselem'da kaldigimiz otelin hemen yakinindaki limandan kalkan feribotla Zanzibar yolculugumuza baslamayi uygun gördük. Yillardir hayallerimi süsleyen Zanzibar, özellikle Türkiye ve Avrupa'da birçok bar ve restorana adini vererek beni ve benim gibi birçoklarini "Acaba nerede bu Zanzibar?" diye haritaya bakmaya sevkeden bir ada kimliginden siyrilirken merak ve heyecanla karisik degisik duygulari ayni anda tatmama neden oldu. Sabahin köründe limana geldigimizde hava nemli ve hayli sicakti. Limanda feribotun kalis saatini beklerken oturdugum yerden kah Zanzibar'a gitmek üzere kuyruga itis kakis giren yerli halki gözlemlerken kah da Solmaz Kâmuran'in romani Kiraze'nin satirlari arasinda çikmis oldugum tarihi yolculuga devam ettim. Feribota bavullarimiz, sirt çantalarimiz ve elimde içinde Darüsselam'dan African Queen ve kendimiz için özenle seçtigim tingatingalarin bulundugu rulo ile bindik. Bindik binmesine, ama inerken bir eksikle, tingatinga rulosunu feribotta unutarak iniverdik (Aman African Queen duymasin!). Zanzibar polisinin pasaportlarimizi kontrol ederken "Jambo" (merhaba), "Karibu" (hosgeldiniz) diyerek bembeyaz 32 disi ortada bizi karsilamasindan sonra hele aklimiza bile gelmedi tingatinga rulomuz. Stone Town'un merkezinde Zanzibar Palace Hotel'e yerlestikten çok sonra bir anda simsek çakti beynimde ve odada tingatinga rulosunu aramaya basladik, ama nafile. Neyse, ertesi gün planladigimiz baharat turu akabinde feribotun varis saatine denk limana gidip umudumuz olmasa da rulomuzu sormaya karar verdik. Limandaki kayip esyalar bürosuna gittigimizde ruloyu duvara dayali görünce açikçasi çok sasirdik, ama yine de adada hirsizlik yok düsüncesiyle seyahatimiz boyunca tedbirimizi elden birakmadik.Adinin Perslerden geldigi söylenen Zanzibar farsça "Zangi-bar", yani siyahlarin sahili anlamina geliyor. Asinda Pemba, Unguja ve Maphia takim adlarinin ortak adi Zanzibar. Günümüzde Zanzibar olarak bilinen adanin asil adi ise Unguja. Ancak adinin popülerliginden olsa bu takim adalardan en turistik olani, yani Unguja günümüzde Zanzibar olarak aniliyor.Otele yerlestikten sonra Stone Town'u (Zanzibar'in bassehri) kesfe çikiyoruz yayan olarak. Daracik sokaklarda beberler, hirdavatçilar, bakkallar, terlikçiler, tamirciler... Dükkaninda sicaktan bunalmis bir terzi pedalli dikis makinasini dükkaninin önüne çikartmis, haril haril siparis aldigi isini yetistirmeye çalisiyor. Yol kenarina dizilmis yerli kadinlarin yayvan hasir sepetlerinde tropikal meyve öbekleri... Kadinli erkekli yogun bir kalabalik. Nüfusun % 95'inin müslüman oldugu adada kadinlarin çogu rengarek yerel giysili, kimisi ise çarsafli, genc kizlar baslarinin üzerindeki sepetleri ve bohçalari dimdik tasiyorlar, erkekler ise üzerlerindeki entarileri, baslarindaki fes ve takkeleriyle çizdikleri tabloda insani adeta zaman tünelinde 200 yil öncesine götürüyorlar. Insanlar çok agir hareket ediyor, adeta zaman durmus gibi. Ya da bir film setinde yüzyillar öncesi canlandiriliyor da biz de konuk sanatçilariz. Ama o üzerimizdeki modern kiyafetlerle o dekora ne kadar uyuyoruz tabi o tartisilir. Yerli halk fotograf çeken turislere alismis. Eger fotograf çekmek için izin isterseniz genelde izin veriyorlar, hatta bazilarinın gelir kaynağı olmuş turistlerim bu çektiği fotograflar. Az bir miktara anlasip yerli halki fotograflariniza model yapabilirsiniz. Bu arada bir çocuk evinin süslü kapisini aralamis çekingen bakislarla gelen geçeni gözlüyor. Bir kaç fotografini çekip çantama çocuklara veririm düsüncesiyle attigim sekerlerden veriyorum. Sekerlere çok seviniyor, ama "Kalem de var mi? Okul için lazim da." diyor. Yanimda olmadigini söylüyorum, ama yarin ona kalem getirecegimize dair söz verip, içimiz parçalanarak ayriliyoruz yanindan. 8.yüzyilda adaya gelen Araplarin egemenligi 19. yüzyila kadar sürmüs, sonra Almanlara, daha sonra da Ingilizlere geçmis yönetim. 1866'da Ingilizlerle olan savas tarihin en kisa savasi, Zanzibar 45 dakikada teslim olmus. Daracik sokakli Stone Town'un tüm kapilari oymali, kakmali, metallerle bezeli. Arap gelenegine göre kapi, ev sahibinin varliginin simgesiymis. Yerliler ne yapip edip o yoksul klübelerine birer süslü kapi takarmis. Kapilar genelde tik agacindan yapilmis oldugundan günümüze kadar gelebilmisler. Stone Town'da dolasip hemen hemen tüm süslü kapilari fotografliyoruz.
Dolasirken Hotel Hurumzi'nin terasinda mola verip Zanzibar manzarasina karsi yemeklerimizi yerken buz gibi lokal Klimanjaro biralarimizi yudumluyoruz.






























Simdilik bu kadar...

Yarin Baharat Turu... Kurban Bayrami'nda da baharat turu iyi gider diye düsündüm :-).

Bu vesilesiyle de herkesin bayrami kutlu olsun efendim...

9.9.08

Dar es Salaam'dan Selam...

Kenya'nin güney komsusu, Tanzanya'nin Hint Okyanusu'na kiyi sehri Dar es Salaam'dan sizlere selam getirdim. Bu kisa yolculukta Tanzanya ile ilgili ögrendiklerimi kisaca size aktarayim;

Birlesik Tanzanya Cumhuriyeti Dogu Afrika'da Kenya ile Uganda'nin güneyinde, Rwanda, Burundi ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin dogusunda Zambia, Malawi ve Mozambik'in kuzeyinde yeralmakta.

Nisan 1964’te Tanganika ve Zengibar / Zanzibar adlı iki bağımsız devletin birleşmesinden meydana gelmiş Birlesik Tanzanya Cumhuriyeti . Başkenti Dodomo. En büyük kenti, aynı zamanda eski başkenti olan Dar es Salaam/ Darüsselam bizim Istanbul'umuz gibi Tanzanya'nin ekonomik merkezi adeta. Resmi dili İngilizce ve Swahili. Resmi para birimi Tanzanya Şilini. Ülkede İslamiyet, Hıristiyanlık ve Putperestlik dinleri yaygın. Ramazan coskuyla kutlaniyordu Darüsselam'da ve özellikle yari nüfusu müslüman olan Zanzibar'da. Istanbul/Erenköy sahildeki Zanzibar Restoran'a her gittigimde amerikan servis üzerindeki Afrika haritasinda isaretli Zanzibar Adasi'na içimi çekerek bakar ve "Bir gün acaba kismet olur mu oralara gitmek diye düsünürdüm." Feribotla yaklasik iki saat uzakliktaydim Zanzibar'dan. Günübirlik gidebilirdim ama, en az iki gece kalmali gitmek üzere gelecek seyahat planlarimiza ekledik Zanzibar'i da.

Sekizinci yüzyıl civarinda Tanzanya’ya Araplar gelerek İslamiyet'i yaymislar. 1499’da Vasco de Gama, Hindistan’a yolculuk yaparken Zanzibar'i keşfetmis. Sonraki iki asırda Portekiz İmparatorluğu, Doğu Afrika’nın ticaret şehirlerinin çoğunu kontrolü altında tutmus. On sekizinci yüzyıl başlarında Umman Arap Sultanlığı kıyıya seferler yaparak Pemba (Zanzibar'in kuzeyinde diger bir ada) ve Kilwa şehirlerini zaptetmis. 1840’ta Umman Hükümdarı sarayını Zanzibar'a taşımis - (tropik adada bir saray, akilli adammis vesselam). On dokuzuncu asrın büyük bölümünde Zanzibar, ülkede fildişi ve köle ticaretini elinde tutan kuvvetli bir Sultanlık halindeymis. 1885’te Tanganika, Almanya’nın yönetimi altına girmis. İngiltere 1890’da Zanzibar’ı himayesi altına almıs. Tanganika Birinci Dünya Savasi'nin sonuna kadar Alman Doğu Afrikası’nın bir parçası olarak kalmıs. 1919'da imzalanan Versailles Antlaşması'yla Alman Doğu Afrikası'nin bölünmesi neticesinde Tanganika Milletler Cemiyeti İngiltere'nin mandası olmus. 1946 yılından itibaren Birleşmiş Milletler'in gözetiminde İngiltere tarafından idare edilen bir memleket haline gelmis. Tanganika’da bağımsızlık hareketleri 1954’te Tanganika Afrika Milli Birliği Partisi kurulmasıyla başlamıs. 9 Aralık 1961’de Tanganika bağımsızlığını kazanarak bir sene sonra cumhuriyet idaresine geçtiğini ilan etmis. 10 Aralık 1963’te de İngiltere Zanzibar’a bağımsızlık vermis. 26 Nisan 1964’te Doğu Afrika’daki Tanganika Cumhuriyeti ve Tanganika kıyısının yakınındaki Zanzibar Ada Cumhuriyeti birleşerek Birleşik Tanzanya Cumhuriyeti adını almis.

Bu kadar tarih yeter!
Darüsselam'da vesselam görülebilecek yerler bir elin parmaklarini geçmiyor. Benim yazdiklarim yeterli gelmez de, ben tarihi belgeleriyle birlikte, daha derinlemesine ögreneyim diyorsaniz Ulusal Tanzanya Müzesi'ni gezebilir, ilk hominidlerden Zinjanthropus ile tanisabilirsiniz.

Ikinci gezilebilecek yer; Village Museum/Köy Müzesi. Tanzanya'da 120 degisik kabile, kendilerine öz yöntemlerle, degisik stil kulübelerinde yasiyorlar. Yok olmaya yüz tutmus kabile yasantisini, kulübelerini gözler önüne seren açik hava müzesi Village Museum. Village Museum'da lokal müzik ve dans gösterisini de izleyebilirsiniz.

Darüsselam'da gezdigim yerler arasinda beni en çok etkileyeni Hint Okyanusu kiyisindaki balik pazari oldu. Eski zamanda Darüsselam'da balik fakirin yemegiymis. O dönemde çocuklarinin karnini doyurmak için pazara gelen kadinlar paralari olmadigi için alacaklari balik karsiliginda kendilerini satarlarmis. Balik pazari belli basli üç bölümden olusuyor. Birincisi baliklar denizden gelirgelmez açik arttirmayla satis yapilan yer. Ikincisi satilan baliklarin temizlendigi yer. Üçüncü kisim ise baliklarin pisirildigi bölüm.





Hemingway'in ünlü "Kilimanjaro'nun Karlari" romanin konusu, Afrika'nin 5894 metreyle en yüksek noktası, Kilimanjaro Dagi Tanzanya'nin kuzeyinde ve Kenya'ya sinir. Kilimanjaro'ya Nairobi'den veya Darüsselam'dan uçakla gitmek mümkün. Kilimanjaro'da ayri bir seyahat noktasi olarak listemize eklendi.

Ülkede üç tane büyük göl var: Malawi, Tanganika ve Victoria gölleri. Victoria gölü Kenya, Tanzanya ve Uganda tarafindan paylasiliyor. Tanzanya sinirlari içinde Afrika Kitasi'nin ünlü "big five"ini / büyük beslisini ( aslan, leopar, fil, gergedan ve buffalo) ayni gün görebileceginiz Serengeti ve Ngorongoro Dogal Parklariyla da hayli ünlü.
Kisacasi Tanzanya'da gidilebilecek yerler arasinda kesinlikle düsünülmesi gereken bir ülke...