10.8.10

Kiyi kiyi motorist gözüyle Bretanya

8 Agustos 2010, nihayet hava iki gündür günlük güneslik. Ve, biz motosikletiyle bu haftasonu bize kalmaya Paris'den gelen bir çift arkadasla beraber Pazar sabahi iki motor pespese yollara düstük. Amaç kiyi kiyi Bretanya'yi kesfetmek. Bu kaçinci kesiftir hatirlamiyorum ama her seferinde ayri bir güzellik bulup bir kez daha asik oluyorum Bretanya kiyilarina. Bu askda hiçbir zaman kendini tekrarlamayan, sürprizlerle dolu, ayri bir lezzet var.




























Dinard'daki evimizden ayrilip Dinard'in içine iniyoruz. Ilk durak her sene yayinlanan "Dinard été 2010" dergisinden seçtigimiz "Saint-Enogat en peinture", yani Bretanya'nin ressamlarinin eserlerini sergiledigi gün boyu açik bir sergi. Bu arada Saint-Enogat Dinard'in en eski semtlerinden biri. Gözlerimize görsel bir sanat ziyafeti çektikten sonra yolumuza devam ediyoruz.



_

Ikinci durak Saint-Malo'ya bagli Saint Servan'in kiyi seridi. St. Servan'dan baktigimizda Dinard tüm ihtisamiyla karsimizda. Hava öyle güzel ki insanlar kendilerini deniz kiyisina atmislar. Her 6 saatte bir med-cezir gerçeklesen Bretanya sahillerinde deniz iyice çekilmis. Tekneler kumsalda boynunu bükmüs, denizin yeniden yükselmesini ve özgürce yüzmeyi bekliyorlar.


_




_




_




_




Yola devam. Saint-Servan'dan sonra yolumuzun üzerindeki Saint-Malo'dan geçiyoruz duraklamadan. Niyetimiz dönüste korasanlarin sehri Saint-Malo'da duraklamak ve sehri çepeçevre çevreleyen surlarin üzerinde yürüyüs yapmak ve bir yerlerde birseyler içip günün yorgunlugunu atmak. Saint-Malo'dan geçip Pointe du Grouiy'ye geliyoruz.

Tam yemek vakti. Biraz aciksak da istahimizi deniz mahsülleri, özellikle de istiridye üretimiyle ünlü Cancale'a sakliyoruz. Pointe de Grouiy'de Unesco Dünya Miraslari Listesinde vakur bir sekilde yer alan Mont Saint Michel'in silüetiyle karsi karsiyayiz. Denizin ortasinda Bretanya'nin simgelerinden biri olan deniz feneri bana adeta poz veriyor.


Yelken açmis tekneler adeta denizle dans ediyorlar. Neden diyorum? Benim ülkemin hem de 3 bir tarafi denizlerle çevriliyken, neden biz de deniz kültürü gelismemiz. O güzelim Istanbul'un bogazinda neden tek tük tekne var. Bana sakin ekonomik nedenlerden dolayi demeyin. Herseye para buluyoruz da buna mi bulamayacagiz. Halbuki biz degil miyiz o en zorlu kosullarda uzaklara yelken açmis Barbaros Hayrettinlerin torunlari? Neyse, zaman içinde belki bu da degisecektir.


Nihayet Cancale'a variyoruz. Etraftaki güzellikleri görmeden önce bir restorana daliyoruz. Yol boyu Cancale'in istiridyelerinin hayaliyle yanmisiz. Muhtesem bir deniz mahsülleri ziyafeti ardindan Cancale'de dolasmaya ve fotograf çekmeye haziriz. Metrelerce geri çekilmis deniz bize deniz altindaki istiridye üretim çiftligi görüntüsüyle harika bir görsel show hazirlamis. Karsimizda yine Normandiya Bölye sinirlarindaki Mont Saint-Michel'in silüeti. Tekneler burada da kiyida boynunu bükmüs, denizin yükselmesini beklemede.

_




_




_




_




_




_




_




Cancale'a veda edip yola koyuluyoruz. Kiyi seridi boyunca minik köylerden geçiyoruz. Evler yöreye özgü taslardan insa edilmis, evlerin aralarinda tarlalar ve kisin hayvanlarini beslemek için simdiden hazirlanmis saman balyalariyla dolu. Bir sonraki durak eski bir balikçi köyü olan, günümüzde burjuva takiminin ikamet ettigi Saint-Suliac. Sansa bugün Saint-Suliac'in festivaliymis. Amanin, o ne kalabalik. Iyi ki motosikletle gelmisiz, yoksa park yeri bulmak büyük sorun. Iki sene evvel de geldigimiz festival sanki bu sene biraz sönük geçiyor. Ama yine de çevre sehir, kasaba ve köylerden akin etmis insanlar tipik Bröton sarkilari esliginde kah dans ediyorlar, kah biralarini yudumlayip sohbet ediyorlar.


_




_




_




_




_




_




Festivalin bitimindeki defileyi bu sefer bekleyemeden yine yola koyuluyoruz Saint-Malo'ya dogru. Ama, bu arada kötü haber, fotograf makinamin pili bitiyor. Saint-Malo'da sehri çevreleyen surlarin üstünde yürüyoruz. Millet havayi güzel bulunca plajlara akin etmis. Biz S.Malo'ya ulasana kadar sular hayli yükselmis. Denizin kiyisina yapilmis, deniz yülkseldikçe suyu yenilenen havuz artik görünmez olmus. Havuza atlamalk için yapilmis iskele sadece görünüyor suyun üstünde. Eh, madem fotograf makinamin pili bitti, biz de ertesi gün havayi güzel görünce yine gidiyoruz S.Malo'ya. Saint Malo sahane, fotograf çekmek bahane.


_




_




6.8.10

Kisa-kisa-kisa Dinard

29 Temmuz, Persembe aksamindan beri Fransa'nin kuzey dogusunda, Dinard'daki evimizdeyiz. Tatilimizin bir kismini Alaçati'da geçirme planimiz oldugundan THY ile Istanbul'a, oradan yine THY ile Paris'e geldik. Genelde Istanbul- Ankara mesafesindeki Paris-Dinard ayagini hep araba kiralayip aliriz, ama o kadar uzun yoldan sonra üzerine araba kullanmak tam anlamiyla yorgunlugun üzerine tüy dikmek anlamina geldiginden bu sefer treni tercih ettik. Veeeee, Nairobi havaalanina varisimizla Dinard'daki evimize varis süremiz tam tamina 24 saat. Tamam zamanimizi bosa geçirmedik, ben kah kitabimi okudum, kah laptop'ima iki satir yazdim, Yves laptop'inda halen çalismaya devam etti, vs,vs.





Evet bir haftadir Dinard'dayiz. Senenin sadece maksimum 2 ayi kullanildigindan ev örümceklerin eline geçmisti. Hemen dip köse temizlik yapip örümcekleri avladim. Burada temizlikçi bulmak Türkiye ve Kenya'daki kadar kolay degil. Bu durumda is basa düstü tabiki. Sira geldi bahçedeki duvari son gelisimizde satin aldigimiz ahsap çitle kaplamaya. Yves ustabasi ben çömezi olarak el attik duvara.



Ölçümler, kesimler, yerine monte etmeler sonunda bir zamanlar çit olarak kullanilmak üzere üretilmis ahsap duvar nihayet boyanmak üzere elime düstü. Eh, madem burada baski, yagli, akrilik boya, vs yapamiyorum bu aralar, ben de elime ne geçerse boyuyorum. Sonucu mu merak ettiniz? Hiç de fena olmadi. Hatta tam da planladigim gibi oldu. Iste kaniti.


Cit tamam da aralara biraz renk katmak lazim diye düsündük ve solugu çiçekçide aldik. Geçen yaz yemek salonunun penceresinin önüne diktigimiz 3 adet lavantadan sadece 1'i hayatta kalmayi basarmis. Biz de minik kirmizi çiçekler açan, kalici, her sene yeni çiçek dikmemizi gerektirmeyecek Frenkçesi "Sauge Graham 2-rouge" isimli çiçegi diktik.Bne pek çiçeklerden anlamam, ablamdan Türkçe mealini bekliyorum artik.


Pergolenin bir yanina 3 sene önce diktigim gül costu da costu. Eh, ona bir arkadas gerekiyordu. Pergolenin diger kösesine de sari renkli bir gül diktik.




Ha, bu arada 3 sene önce annecigimin kendi elleriyle diktigi lavanta öyle bir begenmis yerini ki cosmus da cosmus. Alaçati'ya giderken çiçeklerinden kesip de annisime götüreyim, iyi fikir.

Evimizin önündeki yol düzenlenmis, bisiklet yolu yapilmis ve trafik tek yön olarak degistirilmis. Daha da sakinlesmis tek yön olunca buralari.


Baska, baska ne yaptik? Bu arada Türkiye sicaktan kavrulurken burasi limoni. Arada yagmur çiseliyor, ardindan günes yüzünü gösteriyor, tam siz açilip saçilip bahçeye günese kosunca bulutlarin arkasinda tekrar kayboluyor. Ama, dün hava bir harikaydi. Bahçede aksam saat 21.30'a kadar günesle birlikteydik. Nairobi'de yeni baskilar için çizimler yaptim sarabim esliginde. Hava burada Agustos ayinda saat 22.30 gibi karariyor. Hele Temmuz ayinda 23.00'e kadar gündüz. St. Petersburg'daki kadar olmasa da burada da beyaz gecelerimiz mevcuttur.


Aksamlari Dinard sahilinde yürüyüse çikiyoruz. Sahil öyle güzel çiçeklendirilmis ve çiçekler de isiklandirilmis ki, Dinard Belediye"sini gönülden tebrik ederim. Hele, bu sene çiçek, isik ikilisine bir de klasik müzigi eklemisler ki muhtesem. Sahile cepheli hani 19.yy'da Ingilizlerin insa ettigi o satovari evlerden birinden geliyor diye düsündük ilk duydugumuzda müzigi. Ama biz yürüyoruz müzik bizimle yürüyor. Meger çiçeklerin arasina minik müzik kolonlari yerlestirmisler. Karsidaki korsanlarin sehri St.Malo'yu cephemize alarak bir banka oturduk. Ciçek, isik, müzik ve tam karsimizda bütüm ihtisamiyla St. Malo bize harika bir gösteri hazirlamisti.


Eski blogumda, 2008 Temmuz'lu Dinard'da yapilmis bir sergi ile ilgili bir yazi buldum;


"Dinard d'hier & d'aujourd'hui / Dinard'in dünü & bugünü"

19.yy sonu ile 20. yy baslari Dinard'ini günümüze getirmekle kalmayip, bir de günümüzün Dinard'iyla digital ve analog fotograflar marifetiyle karsilastirma yapip, hatta bazi fotograflarda eski ile yeniyi biraraya getirerek öylesine uzun bir süre içinde böylesi minimal degisimi nasil da basariyla gerçeklestirdiklerini gözler önüne seren Dinard d'hier & d'aujourd'hui / Dinard'in dünü & bugünü fotograf sergisi Dinard'in simgelerinden ve benim de favorilerimden biri olan villa "Les Roches Brunes"'da 12 Temmuz'da kapilarini fotograf severlere açti. Sergi salonu nostalji yasamak isteyen yasli Dinardlilarin adeta akinina ugruyor. Benim gibi geçmisi gözardi etmeyen, Dinard hayrani bir fotograf sever için de kaçirilmaz bir firsat. Sergi 21 Eylül tarihine kadar açik kalacak, yolunuz olur da buralara düserse gezilebilecek, görülebilecekler listenize eklemeyi unutmayin derim.

Yaziyi fotolariyla görmek isterseniz http://figoltx.blogcu.com/dinard-d-hier-d-aujourd-hui-dinard-in-dunu/3823654 adresine bir zahmet ugrayiniz.



Eskiyi korumakla kalmamis Dinardlilar, daha da güzellestirmeyi basarmislar. Darisi basimiza demeyi çok isterdim, ama bizde korunacak pek eski kalmadi ne yazik ki.


Dinard yazlari pek canli. Mesela 12 Haziran ile 12 Eylül arasi açik "Cagdas sanat sergisi" sanat severleri konuk ediyor. Diger bir kültürel aktivite 4 Agustos'da açilisi yapilan "21. Ulusal Müzik Festivali" klasik müzik severler için kaçirilmaz bir firsat. Gözüme 2 piyano resitali kestirdim, kaçirmadan biletleri almali.

Dinard, Türkçe'de Bretanya veya Brötanya, Fransızca Bretagne adi verilen, Fransa'nın kuzeybatısında geniş bir yarımadayı kapsayan 26 bölgesinden biri.. Kuzeyinde Manş Denizi, güneyinde Biskay Körfezi'yle Fransa'da en uzun sahile sahip.

Adını, bölgede yerleşmiş bulunan ve Büyük Britanya'dan gelen Kelt halkı olan Bretonlardan almis. Ingilizlerin halen gözdesi olan, yazlari halen akin ettikleri Dinard Mans Denizi kiyisina konuslanmis, yaklasik 13.000 nüfuslu minik, sevimli bir Breton sehri.


Dinard ve çevresiyle ilgili o kadar çok sey var ki anlatilacak. Aslinda Dinard önce yasanir ardindan da anlatilir. Haydi ben kaçtim Dinard'i biraz daha yasayip kelimelerime dökmek üzere.... Hosça kalin...

3.8.10

Bir dönem figoltx'in üretimi seramikler....

Bu sabah kahvalti sonrasi bir dönem yapmis oldugum sermikleri fotografladim arsivim için.


2003 Mayis, Duygular'i Seramik Atelyesi Keramos'un karma sergisi için yapmistim.



_



Yemek salonunda kullandigimiz seramik abajur.







2003 Agustos, Italya Certaldo'da La Meridian seramik atelyesinde yaptigim raku seramikler.



_


_


_


_



O zamanlardan içime dogmus herhalde bir gün Afrika'da yasayacagim.

Afrika figürlü seramik çanak simdi sadece sarap siselerimizin mantarlarini barindiriyor.

Ilginç bir kolleksiyon...

_











Tek vücutta dans edenler.


Ilk yaptigim sermiklerden biri, tabak.


Ne oldugunu ben de bilmiyorum???


-



-



Aile...

30.7.10

Haritada minicik bir nokta-Mauritius Adasi

Adalar
Adalar
Hiç çikamayacagimiz adalar
Hiç inemeyeceğimiz adalar
Bitkilerle örtülü adalar
Dilsiz adalar
Kıpırtısız adalar
Adsız unutulmaz adalar
Fırlatıyorum işte ayakkabılarımı bordanın üstünden
Gitmek isterdim çünkü sizlere değin


(Blaise Cendrars'ın şiirinden çeviri)


Madagaskar ile baslayan, Reunion ile devam eden kutlu dogumgünü haftam Blaise Cendrars'in özlemini duydugu adalardan birinde, Mauritius’da devam ediyor. Reunion’dan Mauritius’a geçmek üzere havaalanina geliyoruz. Fransizlarin tatil için favori adasi, bir süredir Türklerin de diline pelesenk olan su meshur Mauritius Adasi’ni nihayet biz de görecegiz. Bu sene Mayis ayiydi sanirim Izlanda’da aktif hale geçen volkanik dag Eyjafjöll’in külleri yüzünden Fransa’dan arkadaslarimiz Mauritius’da bir kaç gün mahzur kalmislardi. Mahzur kalmis demek yanlis olur. Fransizlarin kendilerini adeta evlerinde hissettikleri tatil köyü Club Med’de bir kaç gün daha misafir edilmislerdi. Gerek bu arkadaslarimizdan gerekse Nairobi’de yasayan Maurituslu arkadaslarimizdan ada ülkelerinin methini her bulustugumuzda duyunca, artik Mauritius’a gitmek vacip olmustu bizim için.




Reunion’a günes battiktan sonra indigimiz için adanin panaromik güzelligine tam vakif olamamistik. Uçak havalanir havalanmaz fotograf makinami elime alip yüzyillardir süre gelen volkanik hareketlerin maharetiyle olusmus nefes kesici doga güzelliklerini fotografladim uçagin penceresinden. La Reunion’un volkanik yapisi yükseltilerden ve aralara serpistirilmis krater göllerinden hemen anlasiliyor.





Mauritius’a vardigimizda Afrika’da hiç de alisik olmadigimiz kadar düzenli ve bakimli bir havaalani size karsiliyor. Insanlar da bir o kadar güler yüzlü. Hiç bir problemle karsilasmadan kapida vizemizi alip otelimize dogru yola çikiyoruz. Biz otele dogru yol alirken size biraz Mauritius’un tarihinden bahsedeyim.


Maskaren Adalari’nin parçasi olan Mauritius, St.Brandon, Rodrigues ve Agalega Adaları da dahil olmak üzere Hint Okyanusu’nda bir ada cumhuriyeti. Ada ilk olarak Araplar tarafindan, farkediliyor. Ardindan da 16. yüzyılın başlarında Portekizliler Gasco da Gama”nin Ümit Burnu’nu kesfetmesiyle Hindistan’a dogru uzanirken yollarinin üzerindeki Mauritius Adasi’ni kesfediyorlar. 16. yüzyilda, ressamın biri ne zaman bir dünya haritası çizecek olsa, karısı hemen "Kocacığım şuracığa bir ada koyuver, yalnız benim olsun" dermiş. Ressam da bu isteği uysallıkla yerine getirirmiş. Bu tür adalar o günün haritalarından hiç eksik olmazmış. Mauritius o ressamin elinden çikma, hayali bir ada degil ama 2.040 km2lik kapladigi alanla Madagaskar'ın 900 km. kadar doğusunda, Hindistan'ın da yakladik 3.943 km güneybatısında konuslanmis harita, üzerinde bulunmasi hayli zor, minicik bir nokta. O dönemde nedense ne Araplar ne de Portekizliler yerlesiyor adaya, ta ki 17. yüzyida Hollandalilar tarafindan kesfedilene kadar. Ardindan da 18. yüzyılda Fransızlar tarafından işgal ediliyor ada. Ah su Fransizlar ah!


Napolyon savaslari sirasinda adanin kontrolü Ingilizlere geçmis. Afrika’daki ülkelerin, adalarin kaderi uzun bir dönem Avrupa ülkeleri tarafindan isgal edilmek ve sömürülmek. Günümüzde sömürgecilik bitti diye düsünsek de Afrika’daki Cinli istilasini görünce sömürgecilik sekil degistirdi diye düsünmeden edemiyorum. Neyse, biz konumuza dönelim. Mauritius nihayet 1968 yilinda bagimsizligina kavusuyor.

Mauritius’da yerel dil Fransizcaya çok benzeyen Mauritius Kreolü ve Ingilizce. Ingilizce kagit üzerinde yerel dil, ancak günlük yasamda neredeyse kimse Ingilizce konusmuyor, sadece Kreol ve Fransizca. Mauritius'da da Reunion’daki gibi TV5’deki Simpson Ailesi’nin Fransizcasi konusuluyor. Gezinin basindan beri bu sevimli aksana maruz kalinca biz de esimle ortama uyup Simpson Fransicasi konusmaya basliyoruz. TV programlari ve gazeteler Fransizca. Fransizlardan sonra Ingilizler adanin yönetimini ele geçirmis olsalar da kültürlerinden pek de bir sey birakamamislar geride. Uzun yillar sonra bile Fransizlarin etkisi hala hissediliyor.

Madagaskar ve La Reunion’da oldugu gibi burada da ada irki ne tam Asyali ne tam Afrikali, ikisinin güzel bir karisimi. Ada halkinin çogunlugu Hint kökenli, azinligi ise Afrika, Cin ve Avrupa’dan gelip yerlesmis halk olusturuyor.


Mauritius’un da varligi, 8-10 milyon yil önce Reunion Adasi’nda oldugu gibi denizalti volkanik patlamalarla baslamis ve bu uzun zaman diliminde günümüz sekline ulasmis. Mauritius’daki volkanik daglar artik aktif degil, ancak Reunion’daki aktif volkan hemen hemen her sene adanin haritasini yeniden sekillendirmeye devam ediyor. Genisçe bir ovanin etrafinda sekillenmis Mauritius Adasi’nin 828 metre yüksekligindeki sönmüs volkanik daginin adi «Piton de la Petite Rivière Noire ».

Bizim adada bulundugumuz dönem kisa denk geldi. Genelde tropical bir iklime sahip Mauritius. Mayis ayindan Kasim ayina kadar kuru kisi yasiyor. Kasim ayi ile Mayis arasi ise sicak, yapis yapis ve nemli, hatta bazi seneler tarihe geçen siklonlarin yasandigi bir dönem. Eyvah, önümüzdeki Aralik ayi Noel ve yeni yili da içine alan bir aylik dönemi Madagaskar, Reunion ve Mauritius üçgeninde geçirmeyi planlayan bizleri acaba ne gibi doga sürprizleri bekliyor? Volkanik patlama, siklon???

Evet, size bu bilgileri verirken minik bir yarimada üzerine kurulmus, sevimli otelimize ulastik bile. Odamiza yerlestikten sonra simdiye kadar sadece kartpostallarda gördügümüz güzellikleri, denizin turkuvaza çalan rengini bir palmiyenin gölgesinde gözlemleyip, kitabimi okurken hayallere dalip, ardindan pudravari kumsalinda yürüyüse çikip, hafif serince sularinda kendini doganin essiz güzelliklerine birakma zamani.









Pudravari kumsalda yürürken basinda hasir sapkasi, bungalowunun taraçasinda karsisindaki essiz manzaraya bakarak resim yapan yaslica bir hanimi imrenerek göz ucuyla izliyorum. Evet, Aralik ayinda ben de resim malzemelerimi mutlaka getirmeliyim buraya. Bu güzellikleri resmetmemek gerçekten büyük kayip.

Mauritius Adasi’ni çevreleyen mercan adaciklari köpek baliklarina adeta geçit vermiyor ve turistlere denizden faydalanmalari için korunakli bir ortam olusturuyorlar. Içimde yine de “Ya, mercan adaciklarinin arasinda bir yarik var da oradan köpek baliklari sahile ulasirsa?” diye düsünmeden edemiyorum. Ama yine de fazla açilmadan denizin keyfini çikartiyorum. Deniz biraz serin, disarisi da rüzgarli. Ikisinin birlesimiyle denizden çikinca biraz ürpersem de, yine de harika…

Esimin toplanti seyahatine kaynak yaptigim için Madagaskar’in iki günü disinda gerek Reunion, gerekse Mauritius’da gündüzleri yanlizim.

Ikinci gün ada turuna çikmaya karar veriyorum. Ilk durak “Greyfurt Botanik Bahçeleri” anlamina gelen “Pamplemousses Botanical Gardens”. Rehber esliginde daliyorum greyfurt bahçesine. Yanlis anlasilmasin ortada greyfurt falan yok. Adini yakinlarinda bir dönem greyfurt yetistirilen bir bölgeden alan bahçe tam bir arboretum. Envai çesit agaç, bitki bir arada memnun mesut gül gibi geçinip gidiyor. Baobab isimli ama sekil olarak baobabla yakindan uzaktan benzerligi olmayan bir agaç (2 sene baobablar içinde Angola’da yasamamis olsam babobab budur iste diyecektim ama demek böylesi de varmis diyorum), sise seklinde palmiye, helicopter palmiyesi, fil ayagi, vs, vs. Hepsinin orijinal bir ismi var. Amazon Ormanlari’ndan getirilmis nilüfer yapraklarini görmek için bile bu bahçeye gelinirmis diye düsünüyorum. Her bir yaprak bir ayda en büyük boyutuna ulasiyor, ardindan çürümeye basliyor. Her bir yapyagin çapi 1 metreden büyük ve en büyük haline ulastiginda 50 kiloyu tasiyabilecek güce sahip oluyor. Tüh, be! 3 kilo daha vermem lazim nilüfer yapraginin üzerinde keyif yapabilmek için. Ardindan dev kaplumbagalarin tellerle çevrilmis bir mekana hapsedildigi yere geliyoruz. Zanzibar, Prison Island’da dev kaplumbagalarin özgürce yasadiklarini görüp, onlari kendi elimle besledikten sonra. açikçasi hiç de ilgimi çekmiyorlar.






















Greyfurt Bahçesi’nden dönerken Mauritius Adasi’nin bassehri Port Louis’de durakliyoruz. Sehrin tam ortasinda, deniz kiyisina kurulmus kocaman bir alis veris merkezi. Içeri hizla daliyorum, saga sola kaçamak bir göz attiktan sonra karnimi doyurup firliyorum disari. Yine yola koyuluyoruz.








Yol boyunca sagli sollu seker kamisi tarlalari bize eslik ediyor. Rüzgarin etkisiyle seker kamislari adeta dans ediyorlar. Harika bir görüntü.




Sonraki istikamet krater gölü. Evlerin arasindan tirmanarak kraterin bulundugu yere ulasiyoruz. Tamam, volkan sönmüs ama belli mi olur, ya bir gün yine aktif hale geçerse? Krater gölüne hiç bu kadar yakinda yasamak istemezdim açikçasi. Bu volkanik krater de Kenya, Rift Vadisi’ndeki krater göllerini gördükten sonra pek bir minyatür geliyor gözüme.






Bu günlük bu kadar kesif yeter deyip otele dönüyorum. Pudravari kumsallari, turkuaz deniziyle ünlü Mauritius Adasi’ndan ayrilmadan önce bu güzelliklerin bir kez daha tadina varmak istiyorum. Günesi sahilde batirmak hayaliyle solugu deniz kiyisinda aliyorum. Bungalowunun taraçasinda resim yapan hanim yine biraktigim yerde bu sefer model olarak manzaraya esini de eklemis. Bir manzaraya, bir esine bakip tuvaline attigi firça darbeleriyle bu güzellikleri ölümsüzlestiriyor. Olsun, ben de bu seferlik bu güzellikleri sadece fotografliyorum.




Iki gün Mauritius'u deneyimlemek için hayli kisaydi.



Bekle beni Mauritius!



Tuvalim, firçalarim ve boyalarimla yine sana geri dönecegim...

29.7.10

Kisa- kisa-kisa

21-26 Temmuz araliginda Zambia'nin bassehri Lusaka üstü Livingstone ve nihayet uzun zamandir gezi planlarimizda yer alan Viktorya Selalesi'ndeydik. Zimbawe ve Zambiya arasinda sinir bekçiligi görevi üstlenmis 1.7 km uzunlugunda, 108 metre yüksekliginde, akillari dümura ugratan, doga harikasi Viktorya Selaleleri ile ilgili uzunca yazacagim. Daha sirada Madagaskar, La Reunion üstü Mauritus gezimizin Mauritus ayagiyla ilgi yazim var.



Kaçmaktan kovalamaya, gezmekten yazmaya zaman yok ki :-).



Su anda bu satirlari Nairobi-Istanbul-Paris hattinda bir yerlerde yaziyorum.


Eh, nihayet bizim için yaz tatili basliyor. Yuppppiiiiiii......