27.4.11

KAZURI - Kenya'dan el yapimi seramik takilar...





Degerli Blogdaslar ve Blogseverler,



Bir süredir blogumdaki sessizligimin nedenini sizlerle paylasmak istiyorum.





Kenya’da yasayan iki Türk arkadaş el ele verip, el yapimi seramik taki üreten


firmasinin
Türkiye temsilciligini aldik.

Ürünlerimizi bu hafta ilk satıs noktamiz
Mina Antikde
el emegine önem veren, spor veya abiye her daim sIk olmayi kendine yasam stili edinmis Türk hanimlarinin begenisine sunuyoruz.

Mina Antik:
Sakayık sokak No 28/A Tesvikiye Sisli Istanbul







Figen Gündüz Letaconnoux & Nihan Konak

1.4.11

Dinard'da 1 hafta...

Annecigimin 2006 Ekim'inde kendi elleriyle bahçeye diktigi lavantalar arkasindan Dinard evimiz.




Kayak tatili akabinde 1 hafta Dinard'daki evimizdeydik. Nairobi'ye dogru yola çikacagimiz son güne kadar tam bir bahar havasi hakimdi Dinard'da. Fransa'ya bahar bu sene bizimle geldi. Bahar dallari cosmus, doga rengarenk çiçeklerle bezenmisti. 27 Mart günü Paris'e dogru yol alirken firtina da bizi takip etti. Bizim yurdu terk etmemizle o güzel bahar havasi da terk eyledi Fransa'yi. Umarim hava dona çekmez ve bahar dallari donmaz, bu yaz bol bol, lezzetli eriklerin, kirazlarin ve diger meyvelerin tadina varabiliriz.










Dinard sahil, satovari evlerden biri fonda...




Dinard sahil ve bendeniz...





Neler neler mi yaptik bu 1 haftada?



* Gelir gelmez ilk is bahçede genel bir temizlige kalkisip, ayrik otlarini temizledik. Sümbülleri ve sarmasiklari budadik, baharla birlikte uzamaya baslamis çimleri biçtik. Kirmizi, pembe renkli kamelyalarin hemen fotograflarini çektik. Güzel havada bahçede çalismak ayri bir keyifti.







* Agustos ayindan beri ilk defa Fransa'ya ayak bastigimiz için bol bol aile yemeklerine katildik.





* Bretanya'ya gidince deniz mahsülü yemeyeni dövüyorlar. Biz de dayak yerine bol bol deniz mahsulü yedik. Evde yemek yedigimiz yegane geceyi kendimize 'Deniz Mahsulleri Gecesi' ilan ettik. Genellikle pisirilmeden, üzerine limon sIkilarak yenen Huître/Istiridye ile açilisi yaptik.



Mayonezle yenen karides ardindan takip eden ana yemek Coquille Saint-Jacques, Türkçesi Tarak, ya da Istiridyeyi Fransiz usulü taze krema ve pirasayla pisirip afiyetle yedik.

* 5. Evlilik Yildönümümüzde korsanlarin sehri St. Malo'da sehri çepeçevre çevreleyen surlarin üzerinde yürüyüs yapip, Fransizlarin vazgeçilmezi cafélerden birinde aferatiflerimizi alirken günesi batirdik. Ardindan St. Servan'daki deniz mahsülleri restorani L'Atre'de St. Malo'nun essiz manzarasina nazir mum isiginda leziz bir aksam yemegi yedik. Niceleri diger 5'in katlarina...



* Yazlari Rance Baraj sularinda ve St. Malo sahillerinde su kayagi yaptigimiz deniz motorumuzun motoru arizaliydi. Nairobi'deyken Yves internet üzerinden arizali parçanin aynisini bulmus ancak parça ikmali için Normandiya kiyilarina gitmemiz gerekiyordu. Simdiye kadar Normandiya'da sadece Bretanya ile sinir Mt. Saint Michel'e kadar gitmistim. Normandiya'nin daha ilerilerine gidecek olmak beni hayli heyecanlandirdi. Kayakta fotograf makinamizi çaldirdigimiz, ya da çalindigi için çekim yapamadim ama bu kisa gezi önümüzdeki yaz bir kaç günlügüne motosikletle Normandiya turu yapmaya bizi ikna edecek güzellikteydi. Yedek parçayi alip Normandiya kiyilarinda bir restorana attik kendimizi. Sormaya gerek yok, tabi ki deniz mahsülleri restorani. Hem sunumuyla, hem lezzetiyle çok basarili bulduk o restorani da ve "Bir daha gidilesiler" listesine notumuzu aldik.


* Bretanya Bölgesi'nin bassehri Rennes'e de gitmeyi ihmal etmedik. Gündüz alis veris akabinde orada okumakta olan çocuklarla hasret giderdik.


Iste bir haftalik keyifli Fransa bilançosu böyle. 7 ay uzak kalmanin acisini herseyden birazcik yapmaya çalisarak çikartmaya çalistik. Eh, 1 haftaya ne kadarini sigdirabildiysek???

24.3.11

Geleneksel Les Arcs kayak tatilimiz...

11 Mart'dan beri Fransa'dayiz. Swiss Airlines ile önce Zürih'e ardindan da Paris'e vasil olur olmaz St. Malo'ya dogru trenle yola koyulduk. Evimiz bir gün öncesinden kaloriferleri yanmis oldugundan sicacikti. Eve yerlesip iki gün sonra baslayacak kayak tatilimiz için gerekli ekipmanlarimizi hazirlamaya basladik. Ardindan da kayakta ilk aksam ve ertesi sabah gerekli olacak elzemler alis verisi için yakindaki bir süpermarketin yolunu tuttuk. Gün bitmedi, esimin annesi, yani kayinvalidem bizi o aksam yemege davet etmisti. Fransa'ya 7 aydir ugramadigimiz için biz de özlemistik anneyi ve Yves babayi ama bu özlem masa basinda uyuklamamiza engel olamadi. Ertesi gün ögleden sonra geleneksellesen kayak tatilimize dogru yol aliyorduk. Yol uzun, yaklasik 1000 km. Arabadaki GPS'in radar uyarilariyla 10, 11 saat direksiyon sallamak anlamina geliyor bu 1000 km. Cuma ögleden sona yola çikmamizin nedeni bir gece daga yakin bir yerde konaklamak ve ertesi gün kayak merkezinde vakitlice ve dinlenmis olarak bulunabilmekti. Cuma aksami Grenoble yakinlarindaki minik sehir Chambery'de konakladik. Ertesi gün Les Arcs'da yan yana iki dairemizi teslim alip yerlestik ve ikinci daireye yerlesecek Nairobi'den yola çikan arkadaslarimizi beklemeye basladik. Les Arcs'a varana kadar Nihan ile benim aramda hayli yogun bir SMS trafigi yasandi. Onlarin yolu bizimkinden daha zorluydu. Nairobi-Amsterdam-Lyon ve Lyon'dan Bourg St. Maurice'e tren, oradan da finükülerle Les Arcs'a varis. Sanirim Nairobi Les Arcs arasi tam tamina bir günlerini aldi. Yorgun argin vardilar. Aksam yemeginden sonra herkes evlerine çekildi dinlenmek üzere. Ertesi gün büyük gün, Nihan ile Erkan'in oglu Doruk'un kayakta ilk günü. Hepimiz onun adina heyecanliyiz. Kahvaltida bu heyecan hissediliyor. Cümbür cemaat kayak okulunun yolunu tutuyoruz. Hava hayli soguk ve bir o kadar da rüzgarli. Öyle erken gelmisiz ki ESF kayak okulunda (Ecole du Ski Français) in cin kar topu oynuyor. Neyse Doruk'un arkadaslari ve egitmenler görünüyor ufukta. Doruk ortama hiç yabancilik çekmiyor, hemen kaynasiyor Fransiz çocuklari ve egitmenlerle. Eh, Nairobi'de her milletten çocugun gittigi okulda degisik ülkelerden, siyahi, beyazi, melezi çocuklarla kaynasmis çocuk Fransizlarla mi kaynasmayacak. Kendine bir de Ingilizce konusan arkadas bile yapmis. Egitmenler önce Fransizca, sonra da ardindan Ingilizce anlatiyorlar. Bizimkini ögretmenlere eti sizin kemigi bizim deyip gönlümüz rahat teslim ediyoruz, zira velilerin egitim alaninda beklemelerine izin vermiyorlar. Birakmadan önce de birkaç hatira fotosu çekiyoruz tabi ki.




Ve bizim için kayak haftasi basladi. Persembe gününe kadar kah bulutlu, kah günesli, sabahlari güzel kar kaliteli, günese bagli olarak ögleden sonralari yumusayan, hatta benim deyisimle helvalasan karda bol bol kaydik. Bu sene kayak sezonu Alplerde pek de keyifli geçmemis. Sezon geç baslamis, bir de yeterli kar yagmamasi, buna ilave bir de havalarin sicak gitmesi üstüne tüy dikmis. Bu sene Mart ayinin 3. haftasi kayaga gidecegimizden nispeten daha yüksek olan Les Arcs'i seçtik kayak için. Sagolsun bizi mahçup etmedi.



Sali günüydü sanirim. Telesiege'in üzerinde inerken dalginlikla sirt çantamizi unuttuk. Hemen fark edip pistten asagiya kayip inene kadar telesiege'in üzerindeki çantamizi biri iç etti. Cantanin icinde sualtinda, 10 metre derinlige kadar çekim yapabilen yeni aldigimiz, içinde Les Arcs'da ve Dinard bahçede çektigim fotolarla Canon fotograf makinamiz, benim iki berem, Elif Safak'in Firarperest kitabi ve 180 Euro degerindeki kayak merkezindeki dairenin anahtarlari vardi. Biz herkesi kendimiz gibi bildigimiz için çantayi bulanin bize getirecegini düsündük ama iih, kimse gelmedi, kimse getirmedi. Neyse biz de çanta ve içindekilerin üzerine bir bardak soguk su içtik. Persembe sabahinin üzerine adeta perde inmisti. Tipi ve sisden göz gözü görmüyordu. Pistleri göremedigimde hiç bir zevk almadigim kayagimi o sabah tatile çikarttim. Ögleden sonra kosullar sabaha göre pek de parlak olmasa da esimin aklimi çelmesi üzerine tekrar pistlere döndüm ama, nafile. Ilk deneme sonucu eve geri dönüs. Bu arada snowboard yapmaya devam eden Yves, sisten iyi göremedigi bir tümsegin üzerinden ziplayip kötü düsüs yaparak bacagindaki bir kasi incitmis. Erkan ile Yves snowboard yaparken ben ile Nihan kayagimiza devam ettik. Nihan yarim gün aldigi grup dersi ve üzerine iki yarim günlük özel dersle kayagini hayli ilerletti.





Sabahlari okul servisiyle diger arkadaslariyla birlikte okula gidiyor dönüste de yine servisiyle eve dönüyordu Doruk. Bu sene kayaga ilk baslayan çocuklarin PiuPiu sinifinda teleski ile çikmayi ve ardindan da meyilden asagiya kaymayi ögrendi. Seneye okul akabinde Doruk ile kaymanin keyfine varabilecegiz sanirim. Ögleden sonrasi güzellik uykusu akabinde Doruk'umuzun bir de kizak keyfi vardi ki onu seyretmesi de bir o kadar keyifliydi. Doruk kizak yaparken sayesinde Erkan da hayli kol kasi yapti :-). Yazik ki Doruk kizak yaparken çektigim tüm fotolar sirtçantasi ile birlikte mefta oldu. Neyse bu sene bizden foto yok, ben de yazima Nihan ile Erkan'in çektigi fotolardan ve geçen senelerde bizim çektigimiz fotolardan birkaç tanesini ekledim.






Kayak, sarküteri ve sarabin sicak, soguk her türünün limitlerini zorladigimiz keyifli bir kayak haftasi daha sona ererken hepimiz gelecek senenin planlarini yapmaya baslamistik bile.

9.3.11

Nairobi Railway Museum / Nairobi Trenyolu Müzesi

Nairobi Tren Müzesini gezeli belki 1.5 sene, belki de 2 sene oluyor. Dedim su kagit kalemi ele alip yazmaya baslayayim, böylelikle yazilacaklar listesinden bir konu daha eksilsin. Nairobi sehir merkezinin güneyinde, Nairobi Tren Istasyonu'nun Kuzey Batisinda yer alan Nairobi Tren Müzesi'ni benimle gezmeye hazir misiniz? Haydi o zaman yola çikalim... 1971 yilinda kurulan müze Dogu Afrika'nin kullanim disi eski trenlerini, o dönemde trenle ilgili kullanilan materyalleri meraklilariyla paylasmakta. Bu kolleksiyona ilaveten buharli lokomotifler ve bir dönem kullanimda olan o eski trenlerin minik mokaplari da müzede sergilenmekte. Kenya Trenyollari'nin özellestirilmesinin akabinde müze Kenya Ulusal Müzecilik tarafindan yönetilmeye baslamis. Tren Yolu Müzesi'nin tarihine biraz göz atalim. Kenya'nin kiyi sehri Mombasa'dan tasimacilikta kullanilan sadece 11 km kadar uzunlugundaki Dogu Afrika'nin ilk tren yolu yetersiz kaliyordu. 1896 yilinda Mombasa ile Viktorya Gölü'nü birbirine baglayacak tren yolu insaati basladi. Ancak 1893 yilinda Tanga'dan yine Viktorya kiyilarina ulasmasi hedeflenen Alman Dogu Afrika trenyolu sirketinin sorumlulugundaki trenyolu insaati bugünkü Tanzanya topraklarinda çoktan baslamisti bile. Insaat 40km'ye ulasmisti ki sirket iflasini ilan etti. Kenya'daki insaatta çalisacak isçiler Hindistan'dan getirildiler. Günümüzde Kenya ticaretini ellerinde tutan Kenyali olduklarini iddia eden ve birçogu Hindistan'a hiç ayagini basmamis Hintliler tren insaatinda çalisan bu isçilerin 3. kusak akrabalari oluyorlar. Insaat ana karaya dogru yol aldikça, daha dogrusu kiyi sehri Mombasa'dan uzaklasildikça kurak Taru Ovasi'na yaklasiliyor ve susuzluk isçilerin çalismasini iyice güçlestiriyordu. Yeni dösenen raylar vasitasiyla Mombasa'dan su ve yiyecek tasindi. 1898'de hat Tsavo Nehri'ne ulasti. Nehir üzerinde trenyolu için bir köprü insaa edildi. Tsavo civarinda isçilerden birçogu iki aslanin saldirisi sonucu hayatlarini kaybetti. Insaatta görevli Patterson tarafindan aslanlar öldürülene kadar da bu ölümler devam etti. Günümüzde bu insan yiyen aslanlar Chicago'da "Field Museum"da içleri doldurulmus olarak sergilenmekte. Bu iki aslanin öldürülmesinden sonra da insaat esnasinda ölümler devam etti. 1899'da bir yol mühendisi Voi yakinlarinda çadirinin önünden bir aslan tarafindan sürüklenerek götürüldü ve tabi ki öldürüldü. 1 sene sonra, 1900'da Kima Istasyonu'nda, Polis Memuru C. H. Ryall gözlem salonunda uyuklarken bir aslan salona girip Ryall'i pencereden disariya sürükledi, çaliliklara tasiyip onu da öldürdü. O aslan da yakalandi ve öldürüldü, ama nafile. Vay gidene. 1899'da ancak 500 km uzunlugunda ray dösenmisti. Kenya'nin yüksek rakimli bölgesine ulasildiginda zaman zaman bataklik bölgeler, zaman zaman arazinin meyili insaati hayli zorlastirdi ve yavasladi. Uganda'nin bassehri Kampala ile Kenya'nin sahil sehri Mombasa'yi birlestirmeyi hedefleyen trenyolu insaati Ingiliz Hükümeti'nin zaman zaman daha ucuz ve daha çabuk insaa edilebilecek bir ulasim yolu -mesala oto yol insaati-bulunmasi konusundaki fikirleriyle de sekteye ugradi. 19 Aralik 1901 günü nihayet 930 km'lik trenyolu Viktorya Gölü'ne ulasti. 1931 senesinde de trenyolu vastasiyla Kampala'ya ulasildi. Bu ana trenyoluna daha sonraki senelerde diger, tali hatlar da eklendi. Liman sehri, Kenya ekonomisinin nabzi Mombasa ile Kara Afrika'yi, Uganda'nin bassehri Kampala'yi birbirine baglayan bu trenyolunda bir dönem kullanilmis envai çesit trenler, insaat sirasinda yol mühendisinin penceresinden aslan tarafindan sürüklenerek çikartildigi tren ve digerleri müzenin bahçesinde sergilenmekte. Eger Nairobi'ye yolunuz düserse, eger tarihe ve de ilaveten trenlere merakliysaniz, aman kaçirmayin, gezin bu müzeyi derim.

8.3.11

Cekirdek Sanat Galerisi

Cekirdek Sanat Galerisi'nde yarin bir sergi kapilarini sanat severlere açiyor. Blogdasim Mualla Soganci'nin da aralarinda bulundugu 52 ressam hanimin eserlerinden olusan karma sergi 9 Mart ile 18 Mart arasi açik kalacak. Ben maalesef kaçiriyorum, ama siz kaçirmayin derim. Hatta asagidaki davetiyeyle açilisa gidiverin.




Seneye bakarsiniz bana da kismet olur bir iki çalismamla bu sergiye katilmak, kim bilir???






2.3.11

Bloguma Dokunma

BLOGCULARDAN SANSÜR KARŞITI BİLDİRİ
02.03.2011 17:54:00



Blogspot platformunun, telif hakkı ihlali gerekçesiyle Digiturk'un şikayeti sonucu erişime kapatılmasına blogcular ortak bir bildiriyle tepki gösterdi...


Dünden itibaren pek çok blogta yayınlanan 'Bloguma Dokunma' başlıklı bildiri şöyle:

"Bir ülkenin internet deneyimi ve tarihinin sansürlerle anılması çok trajikomik bir durumdur. İnternetin özü olan birey haklarının ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması, sosyal medya dünyasının özüne tamamen aykırıdır.

Bizler; Türkiye'nin dört bir yanından profesyonel veya amatör olarak blog tutanlar, internette günlük yaşantılarını ve birikimlerini ve deneyimlerini diğer insanlarla paylaşma hevesiyle tutuşan herkes, gelişmeleri endişe içinde izlemekteyiz. 5651'nci no'lu kanunun esnekliğinden mütevellit, 1 Mart 2011 günü, Google'a ait olan ücretsiz blog servisi Blogspot, Digiturk grubunun açmış olduğu dava sebebiyle erişime kapatılmıştır. Süper Toto Süper Lig'in yayın haklarının sahibi olan Digiturk bu davada, korsan olarak LigTV yayını yapan kişilere karşı kendi haklarını savunmak amacıyla hukuki süreç başlatmıştır. Ancak ilgili kanun gereği yasaklamaların, sitelerin adresleri ve alt-domainleri üzerinden değil; IP adresleri üzerinden yapılması sebebiyle Blogspot'a ait birçok ilişkili IP aralığı erişime kapatılmıştır. Böylelikle de binlerce blogger'ın kişisel sitesi sansür kurbanı olmuştur. Bazı bloglara bazı anlarda girilmesinin sebebi ise aynı IP üzerinde birçok blogun yer alması ve aslında her IP'nin yasaklanmamış olmasıdır.

İlgili kanunun esnekliğini ve nelere yol açtığını geçmişte birçok kez görmüşken, devlet sansüründen dolayı binlerce site yasaklanıyorken, Digiturk ve Google'dan daha duyarlı davranmalarını beklemek tüm blogger'ların hakkıdır. YouTube'daki korsan maç yayınlarını kaldırmak için yapılan özel yetki anlaşmasının bir benzerinin de Blogspot için yapılması ihtimal dışı değildir. Bugüne dek Digiturk ve Google bu konuda masaya niçin oturmamışlardır? Google kendi kullanıcılarının hakkını neden savunmamaktadır? Digiturk böyle bir topyekün sansürün yaşanacağını bile bile neden hâlâ, tek amaçları düşüncelerini diğer insanlarla paylaşmak olan bloggerları mağdur etmektedir? Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti'nin yasa koyucuları, vatandaşlarının ifade özgürlüğü hakkının gasp edilmesine neden hâlâ göz yummaktadır?

Kaldı ki bu korsan yayınları yapan kişiler, teknik bilgileri yüksek olduğundan bu yasaktan etkilenmemektedir. Tam tersine bu sansür, tek amacı blog tutmak olan internet kullanıcılarını etkilemektedir.

Digiturk, Google ve Türkiye Cumhuriyeti devletini artık bu sansür ayıbına karşı duyarlı olmaya, tüm sansür karşıtı internet kullanıcılarını bu harekete katılmaya ve tüm basın mensuplarını ifade özgürlüğüne destek vermeye davet ediyoruz."

20.2.11

Joseph Thomson'in ayak izlerinde, Baringo ve Bogoria...



Kenya'da henüz kesfetmedigimiz yerleri kesfetmek niyetiyle bu sefer de Joseph Thomson'in pesine takiliyoruz. Rotamiz Büyük Rift Vadisi'nin göbegindeki, Kenya'nin ikinci büyük gölü 130 km2 yüzölçümlü Baringo'ya ve Rift Vadisi'nin mücevheri diye adlandirilan Boringo Gölü'ne çevrili. Kenya'nin birinci büyük gölü mü hangisi? Insanligin atalari hominidlerin milyonlarca yil önce kiyilarinda yasadigi, Kenya'in kuzeyindeki insanligin besigi diye de adlandirilan bölgedeki Turkana Gölü.




Tahmin etmeye çalisiyorsunuz sanki bu J. Thomson da kimdir diye. Hayir bilemediniz, J.Thomson bu turdaki rehberimiz degil. J.Thomson 1883 yilinda Baringo ve güneyindeki Bogoria Göllerini ilk kesfeden muzungu, yani beyaz insan. O dönemde zaten her su birikintisini, gayzeri, selaleyi bir beyaz insan kesfetmis ve o mekanlar halen bu beyazlarin isimleriyle anilmaya devam etmekte günümüzde. Ilk kesfedileli üzerinden yaklasik 130 sene geçmis olan bu bölgeyi bir de biz kesfedelim deyip yola koyuluyoruz. Nairobi Baringo arasi yaklasik 280 km kadar. Nakuru'ya vardiktan sonra Marigat yönünde ilerliyorsunuz. Zaten panolar sizi Baringo Gölü kiyisina kadar götürüyor. Yolda sasirtici ama, bir deve sürüsüyle karsilasiyoruz.



Göl kiyisina yakin minik Baringo köyünde birkaç fotograf çekiyoruz. Yol kenarina sagli sollu kurulu teneke binalar. Kimisi bakkal, kimisi üzerinde otel oldugu yazan tenekeden konservevari tek katli binalar, kimisi manav, kimisi terzihane, kimisi Coca-Cola deposu. Bushman N! xau'nun bir coca-cola sisesi yüzünden medeniyetle basinin nasil derde girdigini anlatan "God must be crazy" filmi geliyor aklima. Cocuklar arabaya yanasip seker, kalem istiyorlar. Digerleri ise ellerini açip para istiyor, adeta dileniyorlar. Buralari ziyaret eden beyaz insanin onlara yaptigi kötülüklerin en büyügü onlari bir çaba sarfetmeden para kazanmaya alistirmalari. Neyse biz gezimize dönelim. Kenya yol sartlarinda 3 saat 45 dakika sürüyor göl kiyisina ulasmamiz. Bir deniz motoru bizi bekliyor. Arabamizi park edip, haftasonluk esyalarimizi yanimiza alip Baringo Gölü'nün ortasindaki minik adaya dogru yola çikiyoruz. Adalar beni hep heyecanlandirmistir. Sanki anakaradan insanin ayagi kesildiginde, hele bir de uzakta bir adaya ayak basildiginda hersey uzakta kalacak ve anakaradaki problemlerden sanki insan soyutlanacakmis gibi hissederim. Bu hissiyatimda Thomas More'un Utopia adli eserinin büyük payi olsa gerek diye düsünüyorum. Gölde 13 adet irili, ufakli ada var. Haftasonumuzu gölün ortasindaki en büyük adada, adanin ortasindaki 1972 yilinda kullanima açilmis olan "Island Camp Baringo" da geçirecegiz. 15 dakika sürüyor adaya ulasmamiz. Adada bitki örtüsü akasya agaci, bol bol kaktüs ve çöl gülü adini verdikleri bir agaçtan olusuyor. Cöl gülü agacinin gövdesi ve dallari Afrika'nin meshur agaci baobabi andiriyor, ama onun minyatürü ve çiçek açani.
Koyu yesil renkli sahra çadirimiza esyalarimizi atar atmaz hemen yemege kosuyoruz. Sazdan neredeyse yerlere kadar uzanan, pirinç tarlasinda çalisan bir Cinli'nin sapkasini animsatan çatili restoranin göl manzarali masalarindan birine yerlesiyoruz. Hava çok sicak ve nemli. Catinin da hayli alçak olmasinin payi büyük restoranda buram buram terlememizde. Göl manzarasi ile masamiz arasindaki agaçlarin dallari envai çesit, rengarenk minik kusla dolu. Duvarin üzerine ekmek parçalari koyuyoruz, korkmuyor, bize hayli yaklasiyorlar. Hatta bir ara biraz abartip masanin kenarlarina ufaliyorum ekmekleri. Masamiza da misafir oluyorlar. Onlar karinlarini doyuruyor, biz de bol bol kus fotografi çekiyoruz. Yolda turist rehberi routard'dan Baringo ve Bogoria Gölleri çevresi ile ilgili okuduklarim geliyor aklima. Kitapta 1883 senesinde J.Thomson Baringo ve civarini kesfettiginde 24 saat içinde o civarda bulunan 450 kus cinsinden 300'ünü gördügü yaziyordu. Üzerinden geçen 1 yy'dan fazla zaman içinde günümüzde halen 450 kus cinsinin buralarda barindigini hiç sanmiyorum dolayisiyla J.Thomson ile bir yaris içine girme niyetinde hiç degiliz. Ama, yine de çevrede gördügümüz kus çesitliligi karsisinda sasiriyoruz. Megerse kusbilimcilerin ugrak yeriymis Baringo. "Yemek sonrasi ya 40 adim atmali ya da sirt üstü yatmali" demis atalarimiz. Bize ilk öneri daha cazip geliyor ve kampin disina kus gözlem yürüyüsüne çikiyoruz aklimizin bir kösesinde J.Thomson'un rekorunu acaba yine de kirabilir miyiz düsüncesiyle. Kampin disinda Masai ve Samburu'lularin akrabalarinin köyü var. Köyden genç bir Masai bize yol boyunca hem eslik ediyor hem de ada, çevresi, adali Masailer ile ilgili bilgiler veriyor. Masailer aslinda göçebe bir kavim, hayvancilikla ugrasiyor ve asla balik yemiyorlar. Adali Masailer ise yerlesik düzen yasiyor, balikçilikla ugrasiyor ve asla et yemiyorlar. Keçiler görüyorum etrafta, "Madem et yemiyorsunuz, neden keçi besliyorsunuz?" diye soruyorum. Keçinin eti disinda sütünden, kilindan, derisinden, vs yararlaniyorlarmis megerse. Gölde Masaili genç erkekler minik kayiklariyla kiyiya yanasiyorlar. Etiyopya, Tana Gölü'nde gördügümüz papirüsden yapilma kayiklari animsatiyor bize balikçi Masailerin kayiklari. Masaili genç kiyida duran bir kayigi alip tek eliyle havaya kaldiriyor. Bizim Masai öyle güçlü, kasli falan da degil, üflesen uçacak. Gözlerimize inanamiyoruz. Megerse kayiklarini bizim maket yapiminda kullandigimiz tropik iklimde, su kenarinda yetisen balsa agacindan yapiyorlarmis. Balsa agaci görünüste agir, ama realitede o kadar hafif ki dolayisiyla kayiklari tek elle havaya kaldirmak mümkünmüs. Bunu ögrenir ögrenmez ben de kayikla birlikte bir hatira fotografi çektiriyorum. Bir kayik insa etmeden önce kestikleri agaç dallarini uzun süre suda tutuyorlar ardindan da gerekli formu verip dallari biraraya getirip sabitliyorlar. Kayik o kadar küçük ki kürek koyacak yer yok. Onlarda çareyi ellerine palet takip, kollarini kürek olarak kullanmakta bulmuslar. Tek kisilik kayiklarla hem baliga çikiyorlar, hem ufak tefek seyleri tasiyorlar. Rehberimiz balsa kayiklarinin hizini "Öyle hizli gider ki, suaygirlarindan bile hizlidir" diyerek tanimliyor. Bu arada köye variyoruz. Köy bizim alisik oldugumuz Masai köylerinden biraz farkli. Arada tek tük saz çatili, silindir evler var, diger evler ise dikdörtgen. Ileride tenekeden yapilma kocaman konservevari bir ev var. Okul mu bu bina diyorum? Megerse 5 esli, 21 çocuklu bir 80'lik bir Masai'nin eviymis. Kamp ile Masai köyü arasinda bir insaat gözümüze çarpiyor. Bizim kaldigimiz kampin ve bu insaatin sahibi ayni Ingilizmis. Insaat bitiminde Baringo Adasi kocaman bir balik üretim çiftligine kavusacak, Ingiliz de daha bol paraya.


"Beyazlar geldiginde onlarin elinde Incil, bizimse topraklarimiz vardi. Zamanla bize gözlerimizi kapatip dua etmeyi ögrettiler. Bir süre sonra gözlerimizi açtigimizda Incil bizim elimizdeydi. Topraklarimizsa beyazlarin olmustu." diye yazmis Jomo Kenyatta, 1. Kenya Devlet Baskani kitabi Kenya Dagi'nda.




Ilk baslarda Avrupalilar (Ingilizler) Kenyalilardan maksimum 1300 hektar büyüklügünde topraklari sadece 99 yilligina kiraliyorlardi. Özünde satisti, ama adi kiralamaydi. Avrupali toprak sahipleri bununla da yetinmediler, 1915'te 99 yili 999 yila çikarttilar. Sanirim Kenyalilar o dönemde Incil ellerinde gözleri kapali dua okuyorlardi. Yerliler çiplak bölgelere sürüldüler, verimli Orta Kenya topraklari ise Avrupalilarin oldu.


Gerek Baringo Kamp, gerekse balik üretim çiftligi insaatini görünce bu tarihi detaya deyinmeden geçemedim.


Ögleden sonra 5.00'de 5 kisilik bir grup bir deniz motoruyla ada etrafinda tura çikiyoruz. Daha yeni yola cikmisken kiyida bir timsahla burun buruna geliyoruz. Bir tasin üzerinde miskin, miskin uzanmis, agzini da rüzgar yönünde açmis keyif yapiyor. Az ilerliyoruz, suaygiri grubu suya batip, batip çikiyor. Gözleri ve minik kulaklari disinda pek bir sey göremiyoruz. Halen günes hayli kizgin. Hassas derilerini suyun içinde korumaya almislar. Hele bir günes batsin mutlaka karaya çikacaklar karinlarini doyurmak üzere. Envai çesit kus görüyoruz papirüs sazliklarinin üzerine tünemis. Bol bol kus fotografi çekiyoruz. Ingilizce, Latince isimlerini söylüyor motordaki rehber ama isimlerin biri bir kulagimdan giriyor, ötekinden çikiveriyor. Arada akilimda kalanlar söyle; cormorant/karabatak, heron/balikçil, fish-eagle/balikçi kartal, vs. Balikçi kartal kiyida agacin tepesinde duruyordu. Rehberimiz bir kaç kere islik çaldi ve hemen ardindan yaninda getirdigi baligi göle firlatti. Balik denize düser düsmez agacin tepesinden süzülen balikçi kartal baliga dogru pike yapti, yakaladi ve agacina geri döndü. Bir ara bizim sahra çadirinin önünden geçiyoruz. Yanimizdan ellerinde paletler minik balsa kayiklarinda çocuklar adeta birbirleriyle yaris yaparak geçiyorlar. Kiyida fokur fokur kaynayan bir su kaynagi (kaynaç/gayzer) görüyoruz. Kaynaç (veya gayzer), düzenli veya düzensiz aralıklarla, suları yukarı doğru fışkırarak patlama yapan bir sıcak su kaynagi. Fay kaynakları volkanik ve kırıklı bölgelerde görülüyor gayzerler. Kaynak su belirli bir yerde kaynayinca (suyun isisi genelde 100 dereceyi buluyor), bir patlama yaparak disari fiskiriyor.

Kampa dönerken bakiyoruz bizim timsah pozisyon degistirmis ama halen ayni kayanin üstünde hareketsiz yatiyor. Tek gözüyle bize bakiyor, istifini hiç bozmuyor.



Sabah kahvalti akabinde komsu göl Bogoria'ya dogru yola çikiyoruz. Bogoria Gölü Bogoria Reservi'nin içinde. Kenya oturma iznimiz oldugundan kisi basi 750 Kes x 2, 250 Kes'de araba için, toplam 1.750 Kes (yaklasik 17 Euro) ödeyip reserve giris yapiyoruz. Bogoria Gölü alkali düzeyi yüksek oldugundan pembe flamingolarin favori mekani. Buna ilaveten 2 metre yükseklige kadar fiskiran gayzerleriyle de ünlü Bogoria. Yagisli sezon olmamasina ragmen bu sene Subat ayinda göl ve çevresi hayli yagis aldigindan gölün seviyesi hayli yüksekti. Buna bagli olarak da tahmin ettigimizden daha fazla pembe filamingo bizi bekliyordu. Gölün kiyilari sanki pembe renge boyanmisti. Yine bol bol fotograf çektik. Gayzerlerin etrafinda toplanmislar filamingolar isisi 100 dereceye kadar yükselen su sicakliginda nasil haslanmiyorlar acaba diye düsündük.

Basrollerini Kim Basinger ve Vincent Perez'in paylasiklari, Kuki Gallmann'in kendi gerçek yasamöyüsünü kaleme aldigi, ayni adli romanindan Columbia Pictures tarafindan sinemaya aktarilan I Dreamed of Africa filmini sanirim hepiniz duymussunuzdur. Kuki Gallmann halen Kenya'da, Bogoria civarinda Ol Ari Nyiro'da Kara Afrika ile ilgili kitaplar yazarak ve esi ile oglunun hatirasina kurdugu Gallmann Memorial Foundation'da dogal ve vahsi hayati korumak için yapilan çalismalara destek vererek yasamani sürdürmekte. Kuki su siralar National Geographic ile ortak bir kitap projesi üzerinde çalismakta.


Bu sefer vaktimiz kisitliydi, Kuki'yi ziyaret edemedik. Kuki'nin de orada oldugundan emin oldugumuz bir haftasonu sohbet amaçli Baringo ve Bogoria civarina, Ol Ari Nyiro'ya gitmek için bir bahanemiz daha var.