12.10.09

Korsanlarin Sehri St.Malo

Esimin annesinin ve agabeyinin Fransa'da yasadigi korsanlarin sehri St.Malo'da benimle ufak bir gezinti yapmaya ne dersiniz?
Hep bir agizdan "Evet" dediginizi duyar gibiyim :-).

Haydi o zaman biran önce yola koyulalim, zira görecek cok sey var...
Yüzyillar boyu korsanlarin kenti olarak bilinan St. Malo kayalik bir buruna kurulmus ve kelimenin tam anlamiyla zaptedilemez bir kaleye sahip. Korsanlar Mans'taki gemileri yagmalar ve ganimetlerle kendilerine kent surlari icinde güzel evler insa ederken, gitgide daha fazla sayida denizci de yasalara saygili bir yol tutarak uzak okyanuslara acilmaya baslamis bile. O dönemlerde St.Malo korsanlari, uzak Falkland Adalari'ni kesfetmisler. St.Malo'dan yelken açan Jaques Cartier de 16. yuzyilda St.Lawrence Nehri'ni kesfedip, böylelikle Kanada'nin sömürgelesme dönemini baslatmis.
St.Malo'nun eski zamanlarda çizilmis plani

St.Malo'da ilk yerlesim, Galli kesis Maclou - ya da Malo - tarafindan 6. yüzyilda komsu Aleth Adasi'nda kurulmus. Iki yuzyil sonra, Franklarin saldirisi yüzünden halk St.Malo Adasi'na göç etmis. Ada o dönemde sadece bir geçitle anakaraya bagliymis. O dönemde surlarin korumasinda yasayan kent insanlari ekmeklerini denizden çikarmaya baslamis.

Surla çevrili kentin kismen 12.yüzyila tarihlenen Cathedrale St.Vincent cevresindeki dar sokaklari boyunca zengin gemi sahiplerinin 17. ve 18. yüzyila ait yüksek evleri sirali. Öylesine özgünler ki, çogunun 2. Dünya Savasi bombardimanlarindan sonra tas tas yeniden insa edildiklerine inanmak hayli güç.
_

_
Gitmeniz gereken doğru adres St.Malo/Bretanya...

Denizin bu büyülü dansını görmek istiyorsaniz eger, Bretanya kiyilari dogru adres. St.Malo sahilinde med-cezir olayina hemen hemen her 6 bucuk saatte bir sahit olabilirsiniz. Bretanya ile Normandiya bölgesi sinirinda bulunan Mont St.Michel’deki kadar görkemli olmasa da, dünyanın pek çok yerinde kolay kolay karşılaşmanızın mümkün olmayacağı kadar uzağa giden denizi, St. Malo’nun bir ucundan diğer ucunun gözükmediği sahilinde, bir uçtan diğerine yürüyerek gözleyebilirsiniz.

Yaz boyunca, devasa sahil şeridinde tek bir boşluk kalmayacasına, Fransa’nın ve dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin akın ettiği St. Malo’yu kışları hüzünlü bir sessilik kaplıyor. Kıyı boyunca uzanan görkemli yazlık evler ise kapalı perdelerinin ardında denizin çığlığını dinlenmeye devam ediyorlar. Bretanya’da tüm yerleşim merkezleri şimdide yaşadığınız duygusundan insanı uzaklaştıracak kadar gerçek dışı, sanki 16.yüzyıldasınız ve herhangi bir kasabada dolaşıyorsunuz. Az sonra bir kapıdan kabarık eteklerini sürükleye sürükleye yürümeye çalışan bir genç kız çıkıcak gibi hissediyorsunuz.

_

_

Bretanya’nın üç tarafına hükümranlık kurmuş ve burada yaşayan insanların karakterlerini de şekillendirmiş deniz ve denizi kıskandıracak mavilikte gökyüzü Monet ,Renoir, Matisse gibi ressamlara yıllarca ilham kaynağı olmuş, bugün de deniz kıyısında paletleri başında resim yapanları görmek süpriz değil. Ya da yaz aylarinda Paris, Monmartre'dan gelen resamlarla karsilasip kendi portrenizi de yaptirabilirsiniz hatira olarak.
_
Portreniz yapilirken de meydandaki müzisyenlerin müzigiyle etrafi seyre dalabilirsiniz.
Denizle bu denli içiçe bir bölgede, deniz ürünlerinden bahsetmemek olmaz tabi ki. Madem ki Bretanya’dasınız o zaman illaki eski yemek alışkanlıklarını bırakacak ve denizden her ne çıkarsa yerim prensibini derhal benimseyerek bölgenin spesiyalitesi olan istiridyeleri limon ve tuz eşliğinde midenize indirmeye başlayacaksınız. Ben zaten denizden babam çıksa yerim diyenlerdenseniz eger-ki ben onlardanim- ıstakozları, yengeçleri ve pavuryaları da es geçmemenizi öneririm. Ancak inatla deniz ürünlerinden uzak durmakta ısrarlı iseniz, bölgeye has krep/galet eşliğinde kir de oldukça tatmin edici.Bretanya'da yaşayanlar kendilerini uzun bir süre Fransızlardan ayrı bir halk olarak görmüşler. Bugün de halen kendilerini Fransız yerine Breton olarak tanıtanların sayısı az değil. Bretanya sanki Fransa’nın bölgelerinden biri olmaktan çok tek başına bağımsız bir devlet imaji veriyor insana. Kıyılarının bir kısmının Manş Denizi'ne, büyük kısmının ise Atlas Okyanusu'na açıldığı bölge, dinmek bilmeyen rüzgarları ile, yelken ve sörf sporu ile ilgilenenler için adeta bir cennet. Okyanusun hırçın dalgaları, kilometrelerce süren med-ceziri, ortaçağdan bu yana hiç bir değişikliğe uğramamış sokakları, görkemli manastırları ve satolari, hiçbiri diğerine benzemeyen eşsiz deniz fenerleri, lezzetli deniz mahsülleri, karşılaştığınızda doğanın gücüne hayretle ve hayranlıkla bakakalacağınız dev kayalıkları ile Bretanya mutlaka keşfedilmeye değer bir coğrafya. Hele bir de gün batımında med-cezir'e taniklik etmenin keyfi daha bir baska. Elinizde bizim raki muadili pastis veya ricard ile dalgalarin sesi ve günesin o kizilligi bir arada çok güzel gidiyor. Tavsiye ederim.
_

Fransa’nın kuzeyine doğru çıktıkça, doğa adeta çıldırıyor. Yeşilliklerden, yüksek çatılı şahane evlerin gül bahçelerinden, çiçek tarlalarından gözümü alamıyorum. Mans Denizi kıyısındaki St. Malo, inanın dünyanın en güzel köşelerinden biri. Cıvıl cıvıl, çok renkli, çok hareketli ve bir o kadar da gizemli dokusunu koruyor. Marinadaki tekneleri arkada bırakıp, kenti çevreleyen surların büyük kapısından şehre giriyoruz. Laternacı kadın neşeli bir şarkı söylüyor, gençler kocaman dondurmalardan yiyip ortalarda piyasa yapıyor, balık lokantaları yavaş yavaş akşam hazırlığını yapıyor. Ara sokaklar taş basamaklar, minik kafeler, şık butikler, neşeli barlarla dolu. Her meydanda sokak müzisyenleri konserler veriyor. Gün batımına yakın, sehri cevreleyen surlar üzerinde keyifli bir yürüyüs yapip, ünlü sair Chateaubriant'in da mezarinin bulundugu adacigin ve kumsalda yiyecek arayan martilarin fotograflarini cekiyoruz. Kumdan rengarenk deniz kabukları topluyoruz saatlerce, güneş tam karşımızda çingene pembesi rengine dönüşerek yavaş yavaş batmaya başlıyor. Bu arada kumsal gittikce uzayip sular gözümüzün önünde çekilip çok ötelere kadar gittiler bile. Denizin içindeki bütün kayalar yavas yavas ortaya çıktılar. Karşıdaki adaya denizin üstünden yürüyerek gidilebiliyor, ancak burada fazla vakit gecirmememiz gerekiyor, zira sularin yükselmesi durumunda 6 saat adada hapis kalma tehlikesi var.


"Sandal taksi servisi iyi is yapar burada, su yükseldiginde adada kalanlari geri getirmek icin." dedim esime. Daha önce hic düsünülmemis, neden olmasin? Düsünsenize beni, küreklere asilmisim bagiriyorum "Yok artik korkmak medden cezirden, adanin keyfini cikartma zamani artik. Figoltx ile yok artik geri dönüs endisesi." Türklük yok mu serde, hemen bir açik bulunuyor ve ticaretle bagdastiriliyor iste .

1 yorum:

Butterfly dedi ki...

Sandal taksi :)bir sey diyeyimmi biz Türkler müthisiz ama kiymetimiz ne kadar biliniyor mechul :)öyle güzel anlatmissi ki resimlerin de esliginde gezdim.sevgiler