22.2.13

Screen Print / Elek Baskı Yöntemiyle ilk baskılarım...

Yıllardan 1993...
Değerli ressam ve baskı sanatçımız, rahmetli Gül Derman elek baskı tekniğiyle çalıştığı Çin Seddi baskısından bir kopyayı bana hediye etmişti. O zamanlar iş güçle boğuşmaktan resim, baskı ve müzik gibi hobilerime zaman ayırmak benim için bir hayalden öteye gidemiyordu.  Gül Derman'ın çalışmasına hayran olmuş ve hangi teknikle yapılmış olduğunu hemen araştırmıştım. Şimdi Fransa, Dinard'daki evimizin duvarını süsleyen Gül Derman'ın Çin Seddi baskısını yaparken kullandığı tekniğin inceliklerini Etiyopyalı sanatçı Tamerat Siltan'dan öğrenip Etiyopya, Omo Vadisi'nde çekmiş olduğum iki fotoğrafım üzerinde uyguladım.    

Screen print / ipel kumaşla elek baskı tekniğiyle yaptığım ilk baskılarım....

İlk baskı için ben hayli iyi sonuç aldığıma inanıyorum. Siz ne dersiniz?


16.2.13

Fruits of my woodcut loom...Ağaç baskı tezgahımın son ürünleri...(2)

Aşağıda fotoğraflarını gördüğünüz geçen haftaki çalışmalarıma bir göz atmadan önce blogumun en üstünde yer alan, Angola'da Caco Ledo yakınlarındaki bir balıkçı çiftliğinde 2006 senesinde çekmiş olduğum, bana bu hafta baskı çalışmalarımda modellik yapan "Angolalı Bebek" fotoğrafıma bir bakmanızı rica ediyorum.

Amacım tıpatıp aynısını yapmak değildi, ama tek renk baskıda bile sanırım orijinalini hayli yakaladım.... 



Kahverengi kağıt üzerine siyah renk ağaç baskı, 43,5 x 42 cm...
Beyaz kağıt üzerine siyah renk ağaç baskı, 43,5 x 42 cm...
Beyaz kağıt üzerine mixed media / karışık teknikle çalışmam, 43,5 x 42 cm

12.2.13

Tamerat Siltan'ın atölyesinde...

23 Eylül 2012 tarihli yazımda size 8 Eylül'de Talisman Gallery'de başlayan The power of black line / Siyah çizginin gücü isimli ağaç baskı sergisinden bahsetmiştim. Sergi esnasında sanatçı Tamerat Siltan ile tanıştığımdan, benim de ağaç baskı ile ilgilendiğimden Tamerat'a bahsettiğimden, kendisini arayıp çalışmalarımla bir gün atölyesine gelmek istediğimi de uzun uzadıya anlatmıştım. Üstünden aylar geçti, seyahatler geçti, benim diğer hobilerimle uğraş dolu günler geçti, ta ki 2013 Ocak sonuna kadar. Evet, nihayet çalışmalarımdan örnekleri koltuğumun altına sıkıştırıp Tamerat'ın atölyesinin yolunu tuttum. Sanat üzerine, ağaç baskı, resim, elek baskı (screen print), vs üzerine uzun bir sohbet yaptık. Tamerat çalışmalarımı hayli beğendi. Atölyesinde o gün bir de Etiyopyalı bir ressam vardı. O da güzel düşüncelerini belirtti çalışmalarım üzerine. Eh, pek mutlu oldum. Tamerat'tan atölyesinde haftada bir gün baskı teknikleri üzerine eğitim almak istediğimi söyledim. Hiç kabul edeceğini düşünmüyordum açıkçası, ama "Haftaya cuma hele bir başlayalım, devam edip etmeyeceğimize karar veririz" dedi. Geçtiğimiz iki cuma günü Tamerat'ın atölyesindeydim. Beni benimsedi ve benimle çalışmayı kabul etti.

Yupppiiiiii!!!  

Geçen hafta elek baskı tekniğini uygulama esnasında seyrettim ve notlarımı aldım. Ardından bu teknikle neler basabileceğimi planladım. Bugün ilk aşama olarak elek baskı tekniği için gerekli malzemeleri temin ettim. En kısa süre içinde seçmece fotoğraflarımdan bazılarını elek baskı tekniği ile tahta yüzey üzerine baskılarını yapacağım. Bu baskı tekniğini öğreneceğim için çok heyecanlıyım. Zira değerli sanatçı rahmetli Gül Derman'ın en sevdiği ve değerli eserlerini verdiği teknik de elek baskıydı.

Tamerat Siltan'ın atölyesinden birkaç görüntü...





5.2.13

Fruits of my woodcut loom...Ağaç baskı tezgahımın son ürünleri...

Evdeki atölyemi açtığımdan beri durmak yok...

Bir adet 7 renkli, "Afrika'da günlük yaşam" ve peşi sıra siyah & beyaz baskı Omo Vadisi'nden "Genç bir kızın portresi", hemen onun ardından da yine Omo Vadisi'nden bir hanımı beyaz kağıt üzerine siyah ve kahverengi kağıt üzerine siyah olmak üzere ağaç baskılarını yaptım. Fotolarını da sizlerle paylaşmak istedim...

33 cm x 44 cm

30 cm x 30 cm...

Bu da kırmızı ruj sürmüşü :-)

 20 cm x 60 cm...


1.2.13

Addis Ababa atölyemin açılışı ve ilk çalışmam...

Addis Ababa'daki evimize yerleşir yerleşmez bir odasını kendime atölye olarak düzenledim. Ancak başka uğraşlarla haşır neşir olmam, bir de 6 aylık Addis Ababa mazimizin yaklaşık 2 ayını Türkiye, Fransa ve Fas'da geçirmem dolayısıyla bir türlü atölyemin açılışını yapamamıştım. Nihayet geçen hafta kurdeleyi kestim ve çalışmaya başladım. Şu anda bir "siyah & beyaz" ağaç baskı çalışmamla 7 renkli diğer bir ağaç baskı çalışmam devam etmekte. Bugün ilk "siyah & beyaz" baskımı tamamladım ve fotoğrafını çekip bu yazımın sonuna ekledim.

Hayırlı uğurlu, bol üretimli olsun inşallah!

Bahçeye bakarken hayallere dalıp üretimi de unutabilirim, riskli :-)...

  
 Gereken her türlü malzeme var, artık gerisi bana kalmış...
Bu da ilk çalışmam. Omo Vadisi'nden bir genç kız portresi, siyah & beyaz kanvas üzerine ağaç baskı,
30 x 30 cm ebatında...


30.1.13

Etiyopya Çağdaş Sanat Sergisi, 2012 - Hotel Sheraton

Addis Ababa'nın sosyal takviminde en önemli organizasyonlardan biri de beş yıldır Hotel Sheraton'da gerçekleştirilen Etiyopya Çağdaş Sanat Sergisi. Dört gün süren sergi Etiyopyalı sanatçılar için eserlerini daha geniş kitlelerle paylaşmak ve satış imkanı yakalamak adına çok önemli. Sanata yıllarını vermiş sanatçıların yanı sıra Addis Ababa Güzel Sanatlar Fakültesi'nden yeni mezunlar da sergide eserleriyle yer almaktalar.

Annemle babamın bizi ziyarete geldiği Kasım 2012'ye denk gelen sergi açılışına annemle birlikte gittik. 2008 yılında ilki gerçekleştirilen, o zamandan beri de geleneksellleşen Etiyopya Çağdaş Sanat Sergisi'nin 5.sini gezmek üzere sergi salonundayız. Sergilenen eserlerin güzelliği beni hayli heyecanlandırıyor. Hepsi tek tek, uzun uzun incelenmeyi hak ediyorlar, ama zaman kısıtlı. Ben de ilgimi çekenlerin önünde durup tek tek inceliyorum. Fotoğraf çekmek yasak ama dayanamayıp birkaç tanesini fotoğraflıyorum çaktırmadan.
Genç jenerasyon, çağdaş sanatçılardan Tewodros Hagos'un portre çalışmaları hayli dikkat çekici. Portreler içinde zor hayat koşullarını, hüznü, yaşanmışlıkları barındırıyorlar sanki. Geçenlerde Tewodros'un çalışmalarından birini Addis'deki bir arkadaşın evinin duvarında gördüğümü ve uzun uzun incelediğimi, hatta sanatçının adını not edip bir gün atölyesini ziyaret etmeye karar verdiğimi hatırlıyorum.






Sergide eserleri bulunan 50 sanatçıdan hangi birinden bahsetsem bilemiyorum. Ben anlatacağıma en iyisi gizli çekmiş olduğum fotoğraflardan bazıları kendilerini anlatsınlar.













Sergiye katılan sanatçılar arasında Hotel Sheraton'un duvarlarını süsleyen, her önünden geçişimde incelediğim ve her seferinde de yeni gizemler yakaladığım tabloların sahibi, sergiyi düzenliyenlerden biri, ressam Lulseged Retta ile tanışma şerefine nail oluyorum.  İlk yıl sekiz sanatçının katılımıyla yola çıkan organizasyon, takip eden üç yıl içinde hızla büyümüş ve katılımcı sayısı sekizden otuzlara, kırklara, hatta ellilerin üzerine çıkmış. Katılımcıların sayı olarak artmasıyla birlikte Etiyopya sanatının çeşitliliği de sanat severlere ulaşır olmuş. Hele 2012 yılı  sergisi hazırlıkları esnasında sanatçılar, sanat eğitimi görenler, tarihçiler, kolleksiyonerler, eserlerini sergileyenlerin hepsi bu organizasyon için seferber olmuşlar. Sergi kurulunun titiz çalışması sonucunda sergiye katılacak sanatçılar ve sergilenecek eserleri itinayla seçilmiş. Satın aldığım sergi kataloğunu değerli sanatçı Lulseged'den yaptığımız bu tatlı sohbet akabinde imzalamasını rica ediyorum. Beni kırmıyor imzalıyor.
Dünya çapında üne sahip, İngiltere'de eğitimini tamamlamış, yıllardır bu organizasyona destek veren ressam  Maitre Afewerk Tekle 10 Nisan 2012'de, 80 yaşında hayatını kaybetmesine rağmen çağdaş Etiyopyalı sanatçılara seçtikleri yolda uzun yıllar ışık tutmaya devam edecek gibi görünüyor.  Gelenekselleşmiş bu organizasyon da çağdaş Etiyopya sanatının daha geniş kitlelerce, hatta belki bir adım daha ileri giderek dünya çapında tanınmasına ön ayak olacağına gönülden inanıyorum.  

2013 yılında gerçekleştirilecek Etiyopya Çağdaş Sanat Sergisi'ni heyecanla bekliyor olacağım.

29.12.12

Fas'ın Sıvı Altını - Argan Yağı

2012 Aralık ayının ikinci haftası Marakeş’de 2 gece, oradan da kiraladığımız arabayla Fas’ın Atlas Okyanusu’na kıyı şehri, eski adıyla Mogador, yeni adıyla Essaouira’da 3 geceliğine konaklamak üzere yola koyulduk. Marakeş’den Essaouira’ya doğru 1 saat kadar yol almıştık ki yol kenarında üzerinde keçilerin olduğu bir ağaç görüp, trafik kurallarının hiçe sayıp az ileriden U dönüşü yaptık. Söğüt dalına yuva yapmış mandanın şarkısını biliyorum da ilk defa ağaca çıkmış bir keçiyle karşılaşıyordum. Fas’a gelmeden önce eşim Yves bana argan ağacından ve bu ağacın meyvelerini yiyen keçilerin dışkılarından elde edilen yağdan bahsetmişti. Gerek kozmetikte kullanılan, gerekse tadı süper olan bu yağı üç Michelin yıldızlı şeflerin leziz salatalarına sihirli tad olarak ilave ettiklerine değinmişti. Gurmelerin artık çizmeyi aştıkları, tuhaflık olsun da ne olursa olsun diye keçi pisliğinden yağ çıkarılmasını bile desteklediklerini düşünüp anlattıklarını yüzümü ekşiterek dinlemiştim. Ancak hayatının beş yılını Fas’da geçirmiş eşimin anlattıklarına inanıp, Fas gezimize çıkmadan önce konu ile ilgili kaynakları araştırdım. Yves haklıydı; gurmeler dünyasına Fas'ın armağanı bu yağ, sadece dünyanın en ünlü şeflerinin, en iyi yemeklere gözünü kırpmadan servet ödeyen gurmelerin ağzını sulandırmakla kalmıyordu. Tıp ve kozmetik dallarında mucizeler yarattığından da bahsediliyordu. Çok basit ama tuhaf bir üretim biçimi vardı bu yağın. Sadece Fas’da yetişen argan ağacı (argania spinosa), keçilerin pisliği ve Berber kadınlarının el becerisi yeterliydi bu yağı üretmek için

Nasıl mı?

Milyonlarca yıl önce ilk türleri oluşan, zamanla aralarından biri, Fas'ın güneybatısındaki özel bir bölgeyi beğenip, sadece burada varlığını sürdüren “Argan” gerçekten sıradışı bir ağaç. Günümüzde 8 bin kilometre karelik bir bölgeye yayılmış seyrek ormanlık alanda, boyları 10 metreye ulaşan yaklaşık 20 milyon argan ağacı var. Fas’ın güney batı bölgelerinin kuraklığına mükemmel bir şekilde adepte olmuş, 150-200 yıl yaşayabilen çok dayanıklı argan ağacı kurak mevsimlerde hayatta kalabilmek için köklerini 30 metre derinliğe kadar uzatıp yer altı sularına ulaşabiliyor. Köklerinin su bulmak için çok derinlere kadar büyümesiyle toprağa tutunarak erozyonun önlenmesine yardım ediyor. Kuraklık daha da uzarsa yapraklarını döküp bir tür uykuya yatıyor, geçici olarak büyümesini durduruyor. Yüzlerce yıldır bölgedeki 120 civarında Berberi köyünün en önemli gelir kaynağı bu ağaç. Gölgesinde arpa yetişiyor, kökleri erozyonu önlüyor, kerestesi inşaatta ve yakıt olarak kullanılıyor. Sahra Çölü'nün hemen kenarındaki uygunsuz iklim koşulları yüzünden ancak iki yılda bir veren sarı, kayısı büyüklüğündeki meyvelerinden sözü edilen o mucize yağ elde ediliyor. Ancak meyvelere ulaşabilmek hayli zor. Zira bu ağaç türü meyvelerini korumak adına güçlü bir savunma sistemi geliştirmiş. Dalların arasına gizlenmiş meyvelere uzanmak isteyenler, her biri parmak uzunluğunda sert dikenlerden oluşan bir tür iğneli fıçıya girmiş gibi oluyorlar. Dalları son derece kırılgan olduğundan ağacı sarsarak meyveleri düşürmek de mümkün değil. Argan ormanları devletin koruması altında olduğundan ağaçları sallamak da yasak. Bu tedbirlere rağmen yavaş yavaş soyu tükenen Argan ağaçlarının kullanım hakkı zarar vermemek kaydıyla Berberilere tanınmış. Yüksek kozmetik ve gastronomik değeriden dolayı Fas'ın sıvı altını diye adlandırılan argan yağı yüzyıllar boyunca bu bölgenin Berber kadınları tarafından üretilmekte.

Meyvelerin hasadı için ya meyvelerin iyice olgunlaşıp, kendiliğinden düşmelerini beklemek ya da keçilerin ağaçlara tırmanmalarına izin vermek gerekiyor. Olgun argan meyvelerini çok seven bu bölgenin keçileri ağaçların en tepesine kadar çıkabiliyor, üstelik dikenlerden de çekinmiyorlar. İşte argan yağının üretim hikayesi bu aşamada başlıyor. Keçiler ağaçlara tırmanıyor, birer zeytini andıran meyveleri çekirdekleriyle midelerine indiriyorlar.

Sindirim işleminin tamamlanmasıyla da Berberi kadınlarının görevi başlıyor.

Keçiler argan yağı elde edilen, badem gibi sert kabuklu meyvenin ortasındaki yemişi sindirmeden dışkılarıyla birlikte çıkartıyorlar. Keçi pisliklerinin arasındaki çekirdekler teker teker toplanıyor, iki taş arasında kırılıyor, içindeki bademi andıran kısım çıkarılıyor. Zarı da elle ayıklandıktan sonra, iç kısım çekirdek kabukları odun ateşinde tavada kavruluyor, yanlız kozmetikte kullanılacak yağ için kavurma işlemi yapılmıyor. Kavrulan çekirdekler kadınlar tarafından el değirmeninde ılık su ilave edilerek hamur haline getiriliyor. Çekirdek hamuru yoğrularak yağı çıkarılıyor. Geleneksel Berberi yöntemiyle, kalitesine göre 30 ile 100 kilo argan meyvesinden 12 saatlik el emeği sonunda 1 litre argan yağı elde edilebiliyor. Argan ağacının nesli tükenmekte olduğu için 1998 yılında Fas Argan bölgesi UNESCO Biyosfer Rezervleri Programı’na dahil edilerek argan ağaçları koruma altına alınmış. Son bir asır içinde bir yandan keçiler, bir yandan develer, ağaç popülasyonuna büyük zarar vermişler ve neticesinde ağaç sayısı yarıya inmiş. Buna insanların ısınma ve inşaat için yok ettikleri ağaçlar, bunun sonucu olarak da çölleşme, öte yandan civar şehirlerin yayılarak orman alanlarını katletmeleri de eklenince yüzlerce kilometre karelik orman yok olmuş. Yerel halkı ve geleneksel yaşam biçimlerini korumak amacıyla gelir arttırıcı yollar aranırken, akla önce argan yağı gelmiş. Böylece bu yağ, UNESCO ve Fas yönetiminin desteğiyle kadın kooperatifleri kurularak dünyaya pazarlanmaya başlanmış. Fiyatları katlanarak yükselen, susam ve cevizi andıran yoğun aromalı yağ, bugün dünyanın önde gelen mutfak ustaları tarafından leziz yemeklerde, lüks salatalarda, kaz ciğerinde ve daha nice özel spesiyalitelerde damlalıkla kullanılıyor. Zira fiyatlar astronomik. Çok kaliteli argan yağının litresi 400 doların üzerinde. Kozmetik ve ilaç sektörleri de yağın özelliklerini araştırıp, her derde deva bir ürün olduğunda hem fikir olmuşlar. Kozmetik sektöründe kullanım amaçları şöyle: Derinin yaşlanmasını önlüyor, kırışıklıkları azaltıp, cildin sıkılaşmasını sağlıyor ve yumuşatıyor, güneşin zararlı ışınları, sigara, stres, çevre kirliliğinin olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak hücrelerin yenilenmesini sağlayarak cildi canlandırıyor, hem kuru hem de yağlı ciltler için kullanıma uygun yağ sivilce tedavisinde de oldukça etkili, hamilelik çatlaklarının önlenmesinde faydalı, saç diplerine uygulandığında saçlara parlaklık veriyor, tırnakları besliyor ve kırılmalarını önlüyor! Yüksek oranda Evitamini içeren argan yağı yüksek oranda antioksidan özelliğine de sahip olmasıyla deriyi gençleştirdiği de söylenmekte. Kozmetik faydalarından ötürü yakın gelecekte yağın fiyatı daha da artacak gibi görünüyor.

Günümüzde keçilere ve sindirim sistemlerine hacet kalmadan makinelerle toplanıp üretildiğini öğrendiğim argan yağının marifetlerini kendi üzerimde bir an önce denemek üzere Essaouira’ya varır varmaz 1 şişe ediniyorum. Hele bir süre kullanayım argan yağının cildimde yaratacağı mucizelerle ilgili bir yazı daha yazarım.